Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

ŞUBAT 2019

Sayfa:1 - 110

Çizgiyorum - Melike Kılıç / s.2

Post-Kemalizm Nedir? Post-Kemalist Kimdir? Bir Tanım Denemesi - İlker Aytürk / s.4

2015'ten bu yana Post-Kemalizm konusundaki eleştirilerimi pek çok farklı platformda sunmak ve paylaşmak imkânı buldum. Hemen her sunuşta tartışma ve benim öne sürdüğüm görüşlere gelen itirazlar iki noktada toplandı: 1) Kemalizm'le hesaplaşmanın 1980 sonrasında başlamadığı, aslında daha 30'lar ve 40'larda bile inkılapların kıyasıya eleştirildiği, bu eleştirilerin 1950 sonrasında dalga dalga arttığı bir vakıa iken, 1980 ve sonrasına yapılan vurgunun amacı nedir? 2) Post-Kemalizm bir paradigma olarak adlandırılmayı gerektirecek kadar iç tutarlılığa sahip midir? Post-Kemalistler derken birbirine benzemez, farklı geçmiş ve meşrepten çok sayıda akademisyen, entelektüel, gazeteci, siyasetçiyi aynı kategori altında zorla birleştirmiş olmuyor muyuz?

Liberal Post-Kemalizm'in Yanılgıları veTürkiye'de Otoriterliğin Kaynaklarını Yeniden Düşünmek - Yüksel Taşkın / s.8

Meselenin "sessiz Müslüman/ Muhafazakâr çoğunluğa" rağmen iktidarı gaspeden "milletine yabancı seçkinlere" indirgenmesi neticesinde, Türkiye Sağı'nın farklı akımları kendilerini "geçici olarak iktidardan dışlanmış, milletin hakiki evlatları" olarak konumlandırma ve meşrulaştırma alanı elde ettiler. Bu aslında mağduriyet üzerine inşa edilen bir iktidar arayışıydı ve iktidarı ele geçirdiğinde şaşırtıcı bir hızla Milliyetçi-Devletçi geleneğe uyumlanılması, özünde Sağ'ın kendisini zaten iktidar olarak algıladığı siyasi kültürden bağımsız anlaşılamaz. Post-Kemalizm'in okuyamadığı, açıklayamadığı "gri alan" da budur.

Türk "Kulturkampf "ında Post-Kemalizm Parantezi - Yalın Alpay / s.12

Kavramsallaştırmamda Post-Kemalizm terimindeki "post" ön ekini, "sonrası" anlamında değil, Oxford Dictionary'nin "post-truth" kavramında dikkat çektiği üzere, "önemsizleşmesi" anlamında kullanıyorum (Oxford Dictionaries, 2016). Yaklaşımımda Post-Kemalizm, "Kemalizm sonrası" değil, "Kemalizm'in önemsizleş(tiril) mesi"dir. Post-Kemalizm'i, bir paradigma olarak kendi ömrünü tamamlamış Kemalizm'in ardından gelen bir dönem değil, aksine, kültürel yaşamda hegemonyası süren Kemalizm'i itibarsızlaştırarak ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ittifak şeklinde görüyorum.

"Post" Değil Sadece Kemalizm - Korkmaz Alemdar / s.21

Post-Kemalizm denilen bu yeni kavram ya da paradigmadan herkes kendi deneyimi ya da anlayışına göre farklı şeyler anlamaya başladı. Kimisi askerî vesayetle, kimisi devlet ve toplum içinde şikâyetçi olduğu gelenek ya da anlayışla hesaplaşma peşine düştü. Bunlar AKP'nin arayıp da bulamayacağı fırsatı yarattı. Avrupa Birliği ile işbirliğinden yana, demokrasiyi geliştirme savında olan yeni iktidar, tartışmayı Cumhuriyet'in kuruluş değerlerinin tümüyle hesaplaşmak gibi daha geniş bir perspektife taşıdı.

Bir Ülkenin Biyografisini Yeniden Yazmak - Selçuk Orhan / s.25

Devletin kurucu ideolojisi olarak Kemalizm edebiyatımızda (belki hayatımızda) uzun süredir bir kum torbası işlevi görüyor. Türkiye'de oluşum krizi içinden geçen neredeyse her şey kendine Kemalizm'le bir yüzleşme alanı yaratıyor, Kemalizm'le bir kavgaya tutuşuyor: Siyasi örgütler, cemaatler, İslamcılık, Kürt hareketi, liberaller, feminizm, anarşizm... Hatta, Kemalizm'in beşiği sayılabilecek Cumhuriyet Halk Partisi bile zaman zaman belli yönlerden Atatürkçülüğü tartışmaya açıyor. Bu 'sözde ilk günah' karşısında vaaz verebilmek bir bakıma Türkiye'de bir ideolojinin varlık becerisine eşitleniyor. Türkiye'nin Ruhu'nu yazmak saplantısı ?nereden başlarsak başlayalım? hepimizi Kemalizm karşısında en azından kâğıt üstünde bir klişeler oyununa, bir travma itirafına zorluyor.

Dokunma Yere (Şiir) - Jim Morisson / s.32

"Anons", ÖTV ve Ötesi - Niyazi Zorlu / s.34

"Anons" filmi, birbirini yalanlayan, birbirlerine kefil olamayan, bir sürekliliğe dönüşemeyen "mizahi" mizansenlerin art arda sıralanmasından oluşuyor. Hegel'in başka bağlamlarda sözünü ettiği, "Şeyin kendisiyle oyalanacağına, asıl onunla meşgul olacağına kendisiyle meşgul olan bir bilme"nin örneklerinden birini sergiliyor. Yaratmaya koyulduğu estetik uğruna anlatacağı şeyi unutuyor veya tersi, anlatacağı şeyi unutmak için bile isteye estetiğe sığınıyor.

Çılgın ve Bilge Metallica... - Deniz Özbeyli / s.38

Bu yazıdaki amaç tarih anlatmak, Metallica'nın şeceresini çıkarmak değil. Tür olarak heavy mi trash mi; yoksa soft mu soruları ile uğraşmak da değildir. Dileyenler şarkıları dinler, izler, devinir, durgunlaşır, düşünür, efendim, heyecanlanır, canlanır... Kısacası, günümüzün sihirli imkânları ve ilk paragrafta bahsi geçen sanal patronlarımız vasıtasıyla birçok şeye erişir. Beni asıl heyecanlandıran ve bu satırları yazmama neden olan şey, insanlığın bu trajik hallerini şarkılarıyla güzel bir şekilde ortaya koyan grubun, aslında tam da her kesimden insanın kendine dert edindiği mevzuları yüksek sesle ve protest bir üslupla dile getirmiş olması.

Nevyürek I (Şiir) - Mehmet Mümtaz Tuzcu / s.42

Şiir Üzerine Notlar - Salih Bolat / s.43

Şiirsel metnin içerdiği, ilgi alanına aldığı gerçeklik, eğer düşünsel düzeyde ya da zihinsel düzeyde soyut bir gerçeklikse, organik değilse, şiirsel metinde oluşan imge dünyasının bütünlüklü olması çok zordur. Bu nedenle şiirde yer alan zihinsel göndermelerin organik olabilmesi için onu kuşatan nesneler ya da doğa ilişkisiyle şiire taşınması gerekir.

İtirazlar Sarmalında Faize Özdemirciler Şiiri - Metin Turan / s.46

Özdemirciler'in şiiri, bir itirazlar, karşı koymalar şiiridir. Zorbalığa karşı bir muhalefet de denebilir buna. Bu zorbalık, toplumsal olduğu denli kişisel tarihin de üzerindeki hegemonyaya itiraz biçimindedir. Sokaklar, çiçekler, komşular... Hüzün, bu itirazın ana öbeğini oluşturur. Evden uzak ama eve yakın, dışarıda değil ama dışarıya açık bir pencere.

Hiçzaman (Öykü) - Ceren Tan / s.50

Virginia Woolf, Pierre Bourdieu ve 'Erkeklik Sözleşmesi' ya da 'Eril Tahakküm' - Halûk Sunat / s.53

Ben, bu yazıda, kadın hareketinin tuttuğu ışık ve verdiği esinle, bir tür toplumsal sözleşme olan 'Erkeklik Sözleşmesi'nin nasıl tesis edildiğini, sözleşmenin tahakküme nasıl uzandığını Woolf ve Bourdieu' den dem vurarak açmaya çalışacağım. Kuşkusuz, o ışığa tutunarak, 'ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni'ne uzanmamız da mümkün; ama biz şimdilik, 'ideoloji' katında kalalım ve önce, 'sözleşme' kavramını ele alalım.

Stefan Zweig'ın "Korku" Adlı Öyküsünde Kadına Bakış - Sevim Korkmaz Dinç / s.60

Yazar eserlerinde bilinçaltına yerleşen, kişiliğini meydana getiren kodları, eğitim ve ideolojisini ister istemez kahramanlarına yansıtır. Onları biçimlendirirken kendinden bir şeyler katar. Moda deyimle "siyasi yazmıyorum" dese de, her eser, dönemin sosyolojik, psikolojik, sosyal ve ideolojik bir okumasıdır. Ve her yazar toplumda var olan değer yargılarının, gelenek ve göreneklerin ya taşıyıcısı ya da onları yakıp yıkarak yeninin habercisidir. Beni Stefan Zweig'in "Korku" adlı öyküsü hakkında yazmaya iten neden de tam buradan kaynaklanmaktadır. Stefan Zweig, öyküsünde kadına, aileye, ahlaka geleneksel bakışı onaylamakta mıdır, yoksa yeni bir görüş, yeni bir ahlak anlayışı mı sunmaktadır? Kitabı elimizden bıraktığımızda içimizi bunaltan, duygularımızı altüst eden kızgınlık ve öfkenin nedeni nedir? Sadece psikolojik bir roman deyip geçebilir miyiz?

Giderken (Öykü) - Nilüfer Kaya / s.64

Öyküden Filme "Blow-Up" - Çiğdem Ülker / s.66

Julia Cortazar'ın "Şeytanın Salyası" adlı öyküsü kendini sonsuzca çoğaltan bir matriksin ilk kıvılcımlarındandır, Antonioni'nin Blow-Up'ı ise bu kıvılcımı sese ve görüntüye dönüştürmüştür artık. Gerisi gelecektir hem de kendini çoğalta çoğalta...

Osmanlı Minyatürlerindeki Ufo Gerçeği - Alper Çeker / s. 68

Geçenlerde bir televizyon programında iktidar partisini savunan biri, muhalefet partisinde otorite boşluğu bulunduğu eleştirisini getirdi. Muhalefeti savunan konuşmacı da karşısındakinin biat kültürüne sahip olduğunu söyledi. Vaktiyle rahmetli Hüsamettin Arslan katıldığı bir televizyon programında sunucunun yaptığı "bilimin kutsal ineği" benzetmesine, Hindu inancındakileri yaraladığı gerekçesiyle sert bir biçimde karşı çıkmıştı. Ancak Tekbir giyimden giyinen, Miraç asansörüne binen ve Mevlana pidecisinden lahmacun söyleyen ekranları başındaki sayın müminlerin; muhalefeti savunan konuşmacının söylediklerinden rencide olduklarını sanmıyorum, hatta rencide olmaya hakları olduğunu da düşünmüyorum. Şems otoparkının olduğu bir ülkede "hicret turizm" ya da "biat peynircilik" markaları da büyük bir olasılıkla vardır.

Güzelavrat Otu (Şiir) - Deniz Durukan / s.69

2018'in Bana Getirdikleri.. Benden Götürdükleri.. - Sina Akyol / s.70

Ölmüşüm nitekim; ambulans hastaneye ulaştığında kalbim durmuş. Duradursun, acele işe şeytan karıştırmadan, bir güzel tamir etmişler beni. İki dakikalık 'ölümüm'ün üstesinden gelmişler, böylece hayata dönmüşüm.

Biten Şeylerin Geçmişi / 2 (Şiir) - Hüseyin Köse / s.73

Girdaplının Gelincikleri (Öykü) - Başak Kutlu Atay / s.74

Yatağın Söylediği (Şiir) - Arife Kalender / s.76

"Kuvâyi Milliye"yi Ulusçu Açıdan Okumak - Sabit Kemal Bayıldıran / s.77

Kuvâyi Milliye, Milli Mücadele için o güne kadar yazılmış bütün manzumelerden gerek bakış açısı, gerek biçim, gerek içerik bakımından çok farklıdır; en belirgin fark, öbür destanlar lidere odaklanırken, Nâzım, savaşan kişilere yönelmiştir. Önceki şiirler idealize edilmiş, yüceltilmiş, sınıfsız bir Türklük üzerine kurulmuştur. Nâzım'da bütün olumlu ve olumsuz yönleriyle 'insan' söz konusudur; bu insanlar da iki türlüdür: Emekçiler ve egemenler!

Bugün Çok Tehlikeliyim (Şiir) - Nisa Leyla / s.82

Yeni Şiirler Arasında - Şeref Bilsel / s.83

Şiir, sadece şairde başlayıp şairde sona eren bir etkinlik değil; eğer öyle olsaydı okurdan bahsetme şansımız olmazdı. Demek ki 'okurun hayatı da şiire dahil' diyebiliriz. Bütün bunları yaparken de şiir olmanın imkânları göz ardı edilmemeli.

Yeni Öyküler Arasında - Jale Sancak / s. 85

Bu kez yazınsal metnin en önemli ögelerinden birine, karakter yaratma konusuna bakalım. Yazınsal yapıtta engeli, engelin neden olduğu çatışmayı, bunların neden olduğu durum ve olayları karakterin-karakterlerin aracılığıyla gösteririz. Bu nedenle en düşsel karakterin bile inandırıcı kılınması gerekir öncelikle.

Bekleyiş (Şiir) - Nazlı Yıldırım / s.86

Peçete Şairi (Öykü) - Sibel Ateş Yengin / s.87

Tadriaen Adriaenszın Bedeni (Şiir) - Muharrem Sönmez / s.88

Ars Poetica (Şiir) - Kutlu Tuncel / s.89

Apartman Kâmil (Öykü) - Fatih Parlak / s.91

Nakkaşın Telaşı (Şiir) - Kaan Eminoğlu / s.93

Yas İçin Üç Eskiz ve Son Bir Söz (Şiir) - Mehmet Türel / s. 94

Varlık Kitaplığı

Alper Beşe ile Söyleşi - Sibel Yılmaz / s.95

İlk iki kitaba göre Kırılgan'da anlatmayı daha geriye attığımı söyleyebilirim. Bilinçli yaptığım, özellikle seçtiğim bir yol bu. Yeni bir biçim yaratmaktan ziyade biçimler içinde bazı geçişleri denemek, bazı biçim birimlerini çeşitli düzlemlerde bir araya getirme, ayırma, üst üste bindirme, öne çıkarma veya saklama gibi çıkış noktalarından hareket ettim. Bunlar da "kurgu"ya dahil denebilir ama aslen metne dahil.

Attilâ Şenkon ile Söyleşi - Leylâ Tezer / s. 97

Gerçek ve kurmaca birbirine vize uygulamayan iki ülkedir benim için. Aralarında sınır yoktur. Karakterler birinden diğerine rahatça gidip gelebilirler. Yalan Satıcısı'nı yazarken işte bu özgürlüğü sonuna kadar kullandım.

"Okuma Üzerine Yakın Okumalar" - Mehmet Atilla / s.98

Edebiyat metinlerine yaklaşabilmenin ve 'yazar'la 'yazıcı' arasındaki farkı açığa çıkarabilmenin yolu, okuma ve yazma üzerine düşünmekten geçiyor. Bu açıdan bakıldığında Okuma Üzerine Yakın Okumalar, yazıyla barışık herkesin kitaplığında bulunması gereken kitaplardan biri.

"Rağmen" / Duygu Kankaytsın - Asuman Susam / s.99

rağmen, dünya ile karşılaşan, onu seyreden, onun içinde ve onunla çatışan bir benin üzgünlükler toplamını yansıtan, aynı zamanda evrenseli kuşatan eleştirel itirazlarını da seslemeye odaklı bir yapıt.

"Müzikte Romantik Dönem Bestecileri" / Serhan Bali - Barış Erbil / s.101

Serhan Bali'nin Müzikte Romantik Dönem Bestecileri isimli eseri, bizlere dünya tarihinde yeni bir sayfa açacak olan Sanayi Devrimi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İhtilali'nin cereyan ettiği on dokuzuncu yüzyılda değişen "insan"ı; insanın en temel gereksinmelerini karşılamak için kullandığı sesi araç edinen sanat biçimi olan "müzik" ile anlatıyor. Bir müzik kitabı olmanın ötesinde tarihsel, ekonomik ve toplumsal ögelerin hepsinin birleşiminin önemli bir rol oynadığı değişimi oldukça yalın bir anlatımla okuyucuya sunan çok değerli bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor Bali'nin çalışması.

Bedia Ceylan Güzelce ile Söyleşi - Burak Kuru / s.102

Çocukluğumda çok duyduğum fakat uzun bir müddet önce hayatımdan çıkmış bir kelime "Soyka." Göz kamaştırmayan, basit bir rutinin içinde kaybolup giden bir kadının hikâyesini düşünürken birden aklıma geldi, yıllardır hatırlanmayı beklemişti adeta ve gelip hikâyemdeki o sıradan kadının lakabı oluverdi.

"Yerin Çektiği" / Sinan Oruçoğlu - Soner Demirbaş / s.104

İlk kitabı Çirkin Ağacı'nda olduğu gibi, Yerin Çektiği'nde de kelimenin çok anlamlı-katmanlı-çağrışımlı gücünden yararlanıyor Oruçoğlu. Dolayısıyla kitapta sıkça geçen "zaman, kapı, ev, oda, pencere, bahçe, avlu, toprak, ağaç, gece, anne, ahşap, anı, çocuk, sokak, şehir, dünya, mezarlık, sözcük" gibi kelimeler bir araya gelerek diyalektik bir bütünlük oluşturuyor akan zamanın döngüsünde.

"Kuyuda" / Belma Fırat - Ege Ertan / s.105

Kuyuda'daki öyküler bir teselli ya da avuntu değil. Aksine itiraz. Hatta Sait Faik'e "yazmasam deli olacaktım," dedirten nitelikte bir itiraz. Hepimiz gördük, duyduk, yaşadık; tanık olduk o kuyudaki çığlıkların sebeplerine. Tanık olduktan sonra ise belki de tek çare itiraz etmek, çünkü vicdan bir kez rahatsız olmuş durduğu yerde.

Yavuz Özdem ile Söyleşi - Selenay Kübra Koçer / s.106

Bende durum biraz farklı; çünkü ilk kitabım Göl bilinen anlamda bir ilk kitap değil benim için. Göl'den önce kitap olarak çıkacak, çıkabilecek şiirleri ?kelimenin tam anlamıyla söylüyorum? imha ettim. Üstelik o şiirlerin bir bölümü, başta YAZKO-Edebiyat olmak üzere dönemin önemli dergilerinde yayımlanmıştı. Ama ben süreç içinde, 1970'lerin havasıyla, devrim-sevda-umut üzerine yazılmış şiirlerin bir kitapta toplanmasını içime sindiremedim. Bu bağlamda benim kuşak şiiri elyordamıyla bulmuştur diyebilirim.

Şiir Günlüğü - Gültekin Emre / s.108

"Şiir bir bakıma ağacı yapraklarından görmeye çalışmaktır." İlhan Berk böyle diyor. Ben de öyle yapıyorum, 1962'de Ferit Öngören'in kapak deseniyle yola çıkan Mısırkalyoniğne'de; denizden, Mısır'dan, II. Ramses'den, balıklardan, "Us Çarşafı"ndan, "Kent"ten, "Pavurya" dan, "Han Yü Yazıttı"ndan, "Kartaca"dan, "Delta"dan ağacın, şiirin, geminin gövdesine ağmaya çalışıyorum. Bu efsane kitabın tıpkı basımını Selçuk Demirel'in desenleri taçlandırmış (YKY). İkinci Yeni şiirinin bu kült kitabına hem bakakalıyorum hem de okumaya çalışıyorum. Selçuk'un desenleri şiirlerin açıklaması sanki.

Küresel Haberler... Zeynep Şen / s.110

Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI