Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

AĞUSTOS 2012

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
Edebiyat Plastiktir! (Retorikle Terörün Son Raundu) – Barış Acar Sayfa:3
Ünlü “retorikçi-terörist” ayrımını yaparak sanat kuramını iki eşit parçaya böler Paulhan. Ona göre bütün sanat kuramı, dili verili olarak kabul edip klişeleri sürdürenler ile mevcut dili yok etmeye ve onun yeniden inşası aracılığıyla yeni bir dünya kurgulamaya kalkışanlar arasındaki ezeli tartışmada vuku bulmaktadır.
“Gerçeküstü”nde Başkent - Vilayet İlişkileri: Paris-Brüksel – Çağdaş Acar Sayfa:7
Nougé’nin çıkış noktası gerçeküstünün başkentindeki “meşhurlar” idi. Correspondance’ın ilk sayısında ne bir manifesto ne bir bildiri ne de bir tanıtım yazısı vardı. Birinci sayının muhteviyatı, muğlak referanslar ile soruları olmayan bir anketten ibaretti. Kimi zaman tek tek, kimi zaman topluca imzaladıkları sayılar, “sitüasyonist” akımın sonraları “détournement” olarak adlandırdığı metin bozma yönteminin öncülü olarak da gösterilebilir.
Jean Paulhan ve Francis Ponge yahut Paulhan, Ponge’a Karşı – Jan Baetens Sayfa:11
Okur, Paulhan ve Ponge’u birbirinden ayıran noktalar üzerinde durmaya daha meyillidir. İlki eleştirmen olarak kabul edilir (kimi okur onun aynı zamanda edebiyat yaptığını bilmez bile). İkincisi ise bilhassa şair olarak görülür; hatta tek bir başyapıtın, Le Parti pris des Choses’in (Şeylerden Yana - 1942) şairi.
Sabun – Francis Ponge Sayfa:14
Sanat Piyasasına Malûm Bir Giriş Olarak Anti-Sanat ya da Dadanın Ekmeğini Masumca Yemek – Rafet Arslan Sayfa:15
Modern nasıl post-modern içinde bir sari hastalık olarak saklı kalmışsa, sürrealist ruh da post-modernin içinde “alien” gibi gizlice yuvalanmış ve onun karnında delikler açmak için zaman kollayan bir lanettir.
L’expérience Continue / Deneyim Devam Ediyor (Şiir) – Paul Nougé Sayfa:19
Leylâ Erbil ve “Sozial Plastik” – Necmi Sönmez Sayfa:20
Beuys’un “sozial plastik” kavramı ile Erbil’in yazını arasındaki duygu ve düşünce birlikteliği, iki farklı alanda, iki farklı kültürel gelenekte çalışmış olan yaratıcıların “etik olarak” doğrunun peşinde ilerlerken giriştikleri mücadeleyi de tanımlar. Beuys, 1972’de “Deutsche Studendenpartei” (Alman Öğrenci Partisi) ve “Free İnternational University” (Özgür Uluslararası Üniversite) gibi oluşumları kurarken, Erbil 1968’de “Gecede”yi, 1971’de “Tuhaf Bir Kadın”ı yayımlamıştır.
Dil Yontusu: Edebiyat ve Plastisite – Yusuf Eradam Sayfa:25
Edebiyatın gerçek anlamda üçboyutlu sanat ürünleri gibi plastik değerler taşıması için öncelikle kitap haline gelmesi gerektiğini ve üç boyutu ile kitaplığınızda yerini alırken kâğıt kalitesi ile, kapağı ile, dokunma duygunuza hitap edişindeki (dokunsal) sözgelimi ‘somun gibilik’ ile plastik sanat ürünü gibi gelebilir.
Modern Sanatın Kesin Buyruğu – Thierry de Duve Sayfa:32
Duchamp’ın hazır nesnesi ile sanat tarihinde mutlak “ne istiyorsan yap” gerçekleşmiştir. Şu var ki, hazır nesne’nin mutlak olarak herhangi bir şeye karşılık geldiğini ya da mutlak olarak umursamaz olduğunu söylememiz, Duchamp’ın seçtiği şeylerden kaynaklanmaz. Hazır nesneler hiç de umursamaz değildir ve örneğin pisuvar, hiç de herhangi bir şey değildir. Pisuvar seçimi, şey için belirleyiciydi ve onu belirliyordu. Ama Duchamp’ın seçim ilkesi, seçim için belirleyici olsa da, onu belirlemiyordu: “İyice netleştirmek istediğim bir nokta, bu ‘hazır nesneler’in seçiminde estetik hazzın asla belirleyici olmadığıdır. Bu seçim, görsel umursamazlık tepkisine ve aynı zamanda iyi ya da kötü beğeninin mutlak olarak yokluğuna dayanıyordu... hatta tam bir duyu yitimi haliydi”.
Sanat Suniden Gelir (Şiir) – Konrad Bayer, Gerhard Rühm, Oswald Wiener Sayfa:36
Ars Poetica / Kozalar (Şiir) – Dana Levin Sayfa:36
Tanrı Fikrini Değiştirdi (Öykü) – Deniz Özbeyli Sayfa:37
Gümrah (Şiir) – Mehmet Said Aydın Sayfa:39
Yaz, Haz ve Edebiyat – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:40
Yahya Kemal oturup ‘eski şiirin rüzgârıyla’ şiir yazarken bile yenilikçiydi. Teatral bir şey yapıyordu. Farkındaydı. Fevkalade bilinçliydi. Bu da özünde yeni olan bir tavırdı. Zavallı Tanpınar bunu algılayamadı. Yenilikçi olduğunu, yeni bir şey yaptığını sandı ama o anda dahi eskiydi. Evet, Tanpınar eski bir edebiyatçı, eski bir duyarlılığın insanıydı. Üslubunu bile bence bu yönde geliştirmişti. Böyle bir tutumun mutlaka daha derine düşen nedenleri var.
Mostar (Şiir) – Tarık Günersel Sayfa:47
Zaman Şiirleri – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:48
Bilimsel gerçeklerle inanç özgürlüğü zamanın sonsuzluğunda örtüşen özellikler gösterir. Varlıkların oluşumunu anlamak, yorumlamak o zaman daha kolaylaşır. Güneş sistemi oluştuktan sonra zamanı sınırlamaya çalıştık. Bir güne 24 saatlik bir zaman biçtik. Ama zamanın görece olduğunu bir türlü anlayamadık.
Edebiyat Hayata Şiir Katar – Haydar Ergülen Sayfa:52
Tıpkı bazı sözcükler gibi, ‘yakın’, ‘yakınlık’, ‘yakınım’ sözcükleri gibi. Çok eskiden yazılmış bir şiirde, o cansız, unutulmuş, tozlanmış, yokmuş, hiç olmamış gibi duran bir sözcük, asıl yakının, yakınlığın gelmesiyle birden uyanır. Bırak yüreğe, dile gelmesini akla, hatıra bile gelmeyen o sözcük böylece ışıldar, gözleri parlar, yıldızın parladığı anlardan biri yaşanır.
Taşaklı Bir Mağlubiyet (Şiir) – Cihan Oğuz Sayfa:55
Yolculuk Notları: Sessizlikle Nitelik Sevgili midir? – Ömer Faruk Sayfa:56
Dürüstlük zanaatkârı karakterize eden en önemli özelliklerden biriydi. Öyle ki kile hiçbir yapay katkı maddesinin katılmadığı tuğlalara “dürüst tuğla” denildi. Hatta “dürüst tuğla” bir binanın dış çeperlerinin sıva ile kapatılmayıp, tuğla ile örüldüğünün açıkça gösterildiği bir duruma da işaret etmeye başladı; bina bir “fahişenin ruju” gibi sıva ile süslenemezdi.
Edebiyat Gündemi: Başaran – Ölümsüzlük Otu Sayfa:64
Başaran ile Söyleşi – Tuncer Uçarol Sayfa:64
Bunlar yaşlılık şiirleri değil, kitabın içinde insanoğlunun gençlik özlemini dile getiriyorlar. Gılgamış da, Lokman Hekim de ölümsüzlük otu diye onu aramıyor muydu? Arıyordu. Yaşlılık, gençlik de yaşamın birer yanı. Şiirlerimde yaşam da, ölüm de geçiyor ama yaşamla ölüm bir kumaşın iki yanı.
Başaran’ın “Ölümsüzlük Otu”yla Seslenişi – Hasan Akarsu Sayfa:66
Başaran, dünyadaki ilk sağaltımevlerinden biri olan Bergama Sağaltım Yurdu’ndaki ayak seslerini (Asklepion) yüzyıllar sonrasından duyumsayan ozanımızdır. Kapısında, “Buraya ölüm giremez” yazan yurt, “umudun parıltısını” yansıtır günümüze. O umudun parıltısı şiirlerde gösterir kendini dize dize.
Gölgeler Uzadı (Şiir) – Başaran Sayfa:67
3. Ölüm Yıldönümünde Nezihe Meriç’e Bozbulanık Bir Mektup – Nilüfer Altunkaya Sayfa:68
Bir sokağın ruhunu değiştiren kadınlar vardır. Onlar ki sokağın üstesinden, sakınmasızca atıverdikleri kahkahalarıyla, pencere önlerine diktikleri çiçeklerle, yaşamın çekilmez detaylarını basitleştiren, her işin altından kolayca kalkabilen elleriyle gelirler… Bizim Hayriye’lerimiz, sokak sokak dolaşıp, çiçeksiz sokakları gezmelidirler bu yüzden.
Bir Şairin Yaşantısal İzdüşümleri – Cemil Okyay Sayfa:72
İlk iki kitabındaki şiirlerinin devamı niteliğindeki Rüzgâr İstasyonu’yla susturamadığı, unutamadığı anılar rüzgârı içinde gizil yüzüyle savrulan şairin yaşantısal deneyimlerini etik değerleriyle şiirlere yaydığı, varoluşunu sorguladığı ve sorunlaştırdığı görülmektedir. Kent, olguların varettiği anların nesnesidir, imidir.
Okurken 6 – Sabit Kemal Bayıldıran Sayfa:76
Eskiden okullara, TRT’ye ‘şu şu sözcükleri kullanmayın’ diye Devlet’in genelgeleri geliyordu. Şimdi de ‘sivil’ olduklarını sananlar ‘şaire’ sözcüğünü kullanmayın diye yasaklar getirip Devlet’in ideolojik uzantısı olduklarını, eski zihniyeti aşamadıklarını ortaya koyuyorlar.
İki Şair Arkadaş – Ertuğrul Özüaydın Sayfa:81
Şair ve çevirmeni birbirlerini yakından tanırlar. Arkadaştırlar. Çeviriler ortak çalışmanın üretimidir. Ses, yapı, doku, biçim, söyleyiş gibi özellikleri dikkate alırken işleyiş ikili görüşmeler sonucu ortaya çıkmıştır. Örneğin, çevirilecek şiirlerin seçimi doğrudan Transtömer tarafından yapılmıştır. Bütünü içinde ayrıntıyı şiire sadık kalarak vermek anlamına gelen ortak çalışma paylaşmakla sağlanır. Bunu başarmışlardır. Aynı zamanda iki şiirci arkadaş, iki toplum arasında kurulan şiirsel ilişkinin dostça görüntüsünü verir. Ortaya konulan rastlantısal bir çalışma değildir.
Cumhuriyet Öncesi Kadın Yazarların Romanlarında Yalnızlaşma Öğesi Olarak Anne Eksikliği ve Baskı Mekanizmaları – Ayşegül Utku Günaydın Sayfa:83
Erkek romancılarda, baba eksikliği, daha ziyade Batılılaşma düzleminde ele alınırken öksüzlük teması, kadın yazarlar tarafından kadının yalnızlaşması bağlamında ele alınır. Babanın kaybı, otoritede açılan boşluğa işaret ederken, annesizlik, kadın karakterin kendisini her türlü iç ve dış faktöre karşı koruyan ve onu koşulsuz seven yegâne varlığın yokluğu karşısında kadının yalnızlaşması ve çevresindeki tehditlerle daha çok mücadele etmesi gerektiği anlamına gelir.
Yeni Şiirler Arasında – Enver Ercan Sayfa:89
Derginiz amatör şair ve yazarlara yer veriyor mu, ne tür şiir ve öykü yayımlıyorsunuz gibi soruları da artık sormayın, bir dergi alın bakın. Tüm sorularınızın yanıtlarını kolayca bulabilirsiniz. Ve her zaman dediğim gibi; şiir, öykü yollarken kısa yaşam öykünüzle telefon numaranızı mutlaka ekleyin. Adını bile çoğu zaman ilk kez duyduğum bir şair adayıyla iletişim sağlamamda epeyce yararı oluyor çünkü.
Siyanür Tarifleri (Şiir) – Selami Şimşek Sayfa:90
Yeni Öyküler Arasında – Hatice Meryem Sayfa:91
Aşk, yoğunluk ve sezgi öykü, roman ya da şiir yazarken hep kıbleniz olsun. Yazdığınız her satıra düşsün ışıltısı.
Kül ve Asma (Öykü) – Lizge Çetin Sayfa:93
Proleter Palaz (Şiir) – Gökhan Özcan Sayfa:94
Varlık Kitaplığı Sayfa:95
Betül Tarıman ile Söyleşi – Mine Ömer Sayfa:95
Şairleri, yazarları, tarihe yön veren kimlikleri ile Kastamonu’yu hep kimlikli bir kent olarak gördüm.
“Alarga!” / Hélèn Tayon – Ahmet Bozkurt Sayfa:97
Yazarın anlatıcı kipliğinin romana egemen olduğu tüm satırlarda Erkan’ın özgürlük arayışı için yalnızca bir başlangıç eşiği, bir araç olan cinsellik ve hazzın o sonsuz duyumsallığı bir hatırlama ve geçmişle hesaplaşma biçiminde sık sık tekrarlanan bir yöntem olarak göze çarpıyor.
“Ver Elini” / Ömer Faruk Ciravoğlu – Gün Zileli Sayfa:98
Galiba böylesine dinlendirici ve insanı yatıştıran bir aşk öyküsü yazabilmek için Ömer Faruk gibi, sakin, iddiasız ama hiç göstermediği halde istikrarlı ve dirençli bir insan olmak gerekiyor.
“Kovboy Kızlar da Hüzünlenir” / Tom Robbins – Tevfik Kalkan Sayfa:99
Tom Robbins’in çılgınlık namına yazmayacağı acayiplik, kahramanlarına yaptırmayacağı delilik yok gibi. Şu yarısı dolu/boş olan bardak meselesinde iyimserlerin ve kötümserlerin neler diyeceğini biliyoruz. Robbins, o bardağı eline alıp hokkabazlık yapan bir yazar. Onu okumak, hayat hakkında bir fikre sahip olmaktan öte bir şey vaat ediyor. Bu şey’e ben ‘deneyim’ demeyi tercih ederim. Zira elinizde bir Tom Robbins varsa eğer, siz kitap boyunca yarısı dolu ya da boş bardağa dair yorumlara maruz kalmıyor, Robbins’in hokkabazlık yaptığı bardağın kendisi oluyorsunuz.
“Salı” / Cihat Taşçıoğlu – Nazlı Berivan Ak Sayfa:100
Cihat Taşçıoğlu’nun Salı adlı kitabı Giriş paragrafına bakarak tahmin edileceği gibi, bir ütopya. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında ‘ülkenin biri’ yaşanan küresel savaş ve bunu izleyen devrim sonucunda başkentini taşımaya karar verir. Bu girişim elbette ki yabancı ülkelerin büyükelçiliklerinin taşınmasını da gerektirir. Tapuda görevli bir fırsatçı, dönemin bürokratik keşmekeşi içinde büyükelçiliklerden birinin kentin merkezindeki arazisini zimmetine geçirir. Gerekli teknik parselasyon uygulamasına cesaret edemeyince araziyi çevresine binalar dikerek kendince değerlendirir ve ortada büyük bir saklı bahçe kalır.
“1. Manga” / Walter Dean Myers – Tuğçe Akyüz Sayfa:101
Afroamerikan yazar Myers’ın başkahramanı Robin’in Irak’ta deneyimlediklerini, yer yer tenlerinin koyuluğundan ötürü Iraklılara benzetilmesi ve bu konuda dalga geçilmesini okurken bu kahramanın “siyah” olmasının, anlatımı özel kılan unsurlarından biri olduğunu da anlıyoruz. Harlemli siyah bir çocuğun, Irak’ın Bağdat kentinde ne işi vardır ki?
“Sana Şehir Gelecek” / Tozan Alkan, “Çigan Şiirleri” / Mustafa Köz,“Görünüş ve Gerçek” / Tevfik Taş – Özgün E. Bulut Sayfa:102
Egemen medyanın kirli dili ile okursak yaşananları, kafamızı kuma gömmüş oluruz. Çünkü yapay ve sahte bir gülümseme vardır o dünyada. Sunulan sadece bir promosyon faaliyetidir. Bir tür beyin boşaltma. Üçüncü sayfa haberleri ile dolan cinnet tarlasından farklı değil gösterilen.
“Onlar Şair Değildiler” / Emel Güz – Ramazan Teknikel Sayfa:103
Emel Güz’ün “portreler” diye tanımladığı Onlar Şair Değildiler kitabı da bir tür tezkiredir. Kitabın hemen ilk sayfası Latîfî’nin “Der kıyâmet ne-ressed şi’r be-feryad-kesî” dizesi ile açılır. “ Emel Güz’e böyle bir çalışmayı yaptıran Latîfî’nin tezkireleridir belki de… Ve önsöz şu başlıkla açılıyor: “Tezkireciye özendim mananın resmini çizdim”.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:106
“Yeraltı sularının rahmine” “kış denizleri” taşıyor Şükrü Erbaş “hayal kandili”yle Bağbozumu Şarkıları’nda (Kırmızı Kedi, Mayıs 2012). Şiirinde “kanatlı gamzeler”, “çembercik kuşu”, “kekeme sevinci”, “bulut türküsü”, “arzu çanı”, “naz salkımı”, “güneş hece”si, “şarap kandili”, “uykulu gamze”, “kuyuların rüyası”, “mazlum hayal”ler, “Terli bir gökyüzü”, “arapbülbülü”, “üzüm kağnıları”, “elma günahları”, “deniz turnaları”, “nar oyukları”... uzayıp gider doğayla iç içe geçme taze imgelerle. Yarasını seven “bir murat masalı” anlatıyor Şükrü Erbaş. “Sarmaşık sözler”le gelişen şiiri “emek cümlesi kadın”larla besliyor, “masal azığı”. “Kirpik” sözcüğüne tutkunluğu sürüyor: “Kirpik ırmakları”, “Eşyalar kirpik kirpik uyanacak”, “Kaç gündür aklımda kirpiklerinin gölü”, “Harfler kirpiklerinden dökülüyordu”, “Deniz kirpiklendi”. Unutma Defteri (2007) şiirlerinden sonraki suskunluğunu “Yazmasaydım, yaşamamış olacaktım” diyerek bozuyor ve Bağbozumu Şarkıları’ndaki şiirlere taşınıyor Şükrü Erbaş.
Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:108
Şimdi Haberler – Gülce Başer Sayfa:110
AĞUSTOS 2012 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI