Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

ARALIK 2013

Olmasaydı... – Osman Çetin Deniztekin Sayfa:2
Dergimizin en son sayfasında 1 Aralık itibariyle yürürlüğe girecek yeni abonelik tarifesini bulacaksınız. Özetle, üç yıldır değişmeyen kapak fiyatımız, maliyetlerin artması dolayısıyla 12 TL olacak ve 2014 yılı abonelik ücretleri de buna bağlı olarak artacak. Dergi abonelere (zorunlu haller dışında) PTT ile değil, daha hızlı ve güvenli olan kargoyla gönderilecek. Abonelik ücreti kargo bedelini de içerecek. Posta ile gönderi ücreti ödemiş bulunan abonelerden aboneliklerini yenileyene kadar herhangi bir ek ödeme talep edilmeyecek.
Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:3
Sunuş: Ak(ama)mak – Ömer Faruk Sayfa:4
Dosyanın ilk yazısını tezini Paris Nanterre Üniversitesi’nde Foucault ve dil felsefesi ilişkisi üzerine yazan Kemerburgaz Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Emre Sünter10 kaleme aldı: Bir Su Gibi Süzül Ak. Deleuze ve Guattari’nin Bin Yayla’da içeriklendirdiği pürüzsüz mekân ve çizgili mekân kavramlaştırmalarını, pürüzsüz mekânı göçebenin, çizgili mekânı ise yerleşiğin yaşama yeri olarak ele aldı. İkinci yazı ise Deleuze ve Guattari’yi bu topraklara tanıtmak için yılmadan çabalayan ve yazı talebimize hemen karşılık veren Ali Akay’a ait: Göçebe ve Sapma Üzerine Bir Refleksiyon. “Deleuze, dili yaran, içinden mayınlayan, yersizyurtsuzlaştıran göçebe dilli sanatın, her zaman, minör bir sanat olarak devrimci olduğunu ileri sürmüştür. Çünkü, ancak o zaman dil çoğalır, sözdizimini bozulur, yer değiştirir. Sanat bu anlamda bir direnme biçimine ve yaratıcılığa dönüşür,” diyen Akay Bin Yayla’daki ünlü Kaygan ve pürtüklü mekân bölümünü veri alarak Seza Paker’in fotoğraflarının analizini yapıyor. Deleuze’ün sanat kavrayışı ve bu kavrayışın fotoğraftaki karşılıkları üzerinde düşünenlerin ihmal etmeyeceğini umuyorum. Dosyanın üçüncü yazısı ise bugünlerde yeni kitabı yayımlanan Nilgün Tutal’a ait: Sayısal ve Teknik Ağlar, Özgürlüğümüz mü? Medya kurumlarının ve profesyonellerinin tıpkı politikacılar ve entelektüeller gibi kendi hegemonyalarını yeniden üretme çabası içerisinde olduklarını; okurlara, dinleyicilere ve seyircilere kendi yargılarını dikte ettiklerini anlatıyor. Bu kesimin Gezi Direnişi’nin dışında kaldığına dikkat çekerek çok ağır ama aynı zamanda haklı ve net yargılarla yazısını sürdürüyor: Umutlarını diğerlerinin umutsuzluklarından beslerler! Dosyanın dördüncü yazısı Paris 1 Üniversitesi’nde Aristoteles üzerine doktorasını hazırlayan Hakan Yücefer’e ait: Deleuze ve Uyurkulak: Hatırlamanın ve Unutmanın Er demleri. Yakın dönemin dikkat çeken yazarlarından Murat Uyurkulak’ın Tol ve Har adlı romanlarını Göçebe Düşünce açısından değerlendiriyor. Unutmanın ve belleğin farklı kullanımları olduğuna işaret ederek geçmişin yükünden kurtulmak, yeniden başlayabilmek için unutmanın olumlayıcı özelliklerine değiniyor. Sonraki yazı Galatasaray Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Çalışmaları’nda doktora yapmakta olan Merve Kurt’a ait: Göçebeliğin Gülümseten Yanı: Masumiyet Müzesi’nde Gezintiye Çıkmak. Kod’un dışına çıkmak için kod’ları birbirine katmak, kod’suzlaşmayı veri alarak düşünmek gibi bir Deleuze’cü yaklaşımı veri alarak Nobel’li Yazarımız Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ne bakıyor. Aynı adlı romana değil, müzeye: “Masumiyet Müzesi’ni olmayan bir aşkın ruhuna ve kimliğine inanarak gezdiğini fark etmek Nietzsche’nin bahsettiği yaşama dönük sarhoşluk anına eşlik etmek sayılabilir. Bizi gülümseten de, tıpkı bir sarhoşluk anında karşılıksız (ya da var olmayan) bir aşkı evetleme gücünü kendimizde bulmamız gibi, hayata ve kimliğe dair gerçekliğine inandığımız kodların çöküşünden aldığımız zevktir.” Sürpriz ise senaryo ve metin yazarlığı yapan Emirhan Esenkova’dan geldi: göç. Göç(eme)mek dosyasının esiniyle bu dosya için yeni bir şiir kaleme aldı. Bu sayıda yayımlanan Emre Sünter’in yazısının ilk versiyonunu okuyarak imgesini zenginleştirdi ve şiirini yazdı. Murat Celep yine çarpıcı bir grafik desene imza attı. Mart 2014’ te kişisel sergisini açmaya hazırlanan ressam Alp Tamer Ulukılıç dosya için Gezi Direnişi’nden esinlenen bir kolaj hazırladı. Genç fotoğrafçı Cenk Ersavcı eşi Elif Ersavcı’nın felsefe birikimini de arkalayarak yaratıcı bir yorumla dosyaya katıldı.
Bir Su Gibi Süzül Ak... – Emre Sünter Sayfa:9
İyi bir edebiyat bir kuşun ötüşü türünden bir olaydır. Kendi pürüzsüz mekânında tınılar, ritimler, nakaratlar yaratır. Her an dışarıya taşma potansiyelleri taşır. Bulaşıcıdır. Yazı çizgileri başka çizgilerle karışır, yaşamın duyulur, hissedilir, görülür olmayan yanları açığa çıkar. Edebiyat, konturları, hatları, çizgileri canlı, yaşayan bir tuale dönüşür. O, düşmanlarının toprağı kazarak ilerlediğini sezdiği anda “yuva”sına yeni delikler açmaya başlayan bir köstebektir.
Grafik Desen – Murat Celep Sayfa:20
Göçebe ve Sapma Üzerine Bir Refleksiyon – Ali Akay Sayfa:21
Nesneler fragmanter olarak bize gösterildiğinde, anlıyoruz ki, her biri ancak fragmanter olarak verildiğinde fraktal bir bakışı meydana getiriyor. Fotoğraflarında Paker, nesnelerin tamamını değil, parçalarını bize gösterdiğinde, imajlarda var olan nesnelerin artmasıyla değil, her zaman, bazen de eksiltilmesiyle, eklemelerle değil çıkarma işlemiyle bize kısmi nesneleri veriyor. Bu şekilde de nesnelerin fraktal gerçekliklerinden yola çıkmaktadır. Fraktal bir gerçeklik ve fragmanter bir imge birlikte kesirli sayılarla algımızı zorluyor ve bu sayede de nesnenin üzerine bilgiyi edinmeye başlıyoruz
Göç – Emirhan Esenkova Sayfa:30
Sayısal ve Teknik Ağlar, Özgürlüğümüz mü? – Nilgün Tutal Sayfa:32
Teknik ağların piyasa toplumunun taleplerine göre kullanılması mekanik bir tüketimciliği körüklemekte; her şey ihtiyaca dönüşürken, arzuda yok edilmektedir. Arzu ve yüceltme tüketim nedeniyle yok olduğunda akıldışılık hepimizi egemenliği altına almakta; bir yandan bu akıldışılığa boyun eğerken, diğer yandan tedirgin ve kırılgan varlıklara dönüşmekteyiz.
Grafik Desen – Alp Tamer Ulukılıç Sayfa:42
Deleuze ve Uyurkulak: Hatırlamanın ve Unutmanın Erdemleri – Hakan Yücefer Sayfa:43
Uyurkulak kahramanları için intikam duygusunun kaynağında kuvvetli bir bellek var, ama Deleuze’den farklı olarak, daha derinde, bu belleğin de kaynağında yanıtsız kalmış büyük bir şiddet var. Tam da bu nedenle, Uyurkulak için intikamla hınçlı insan tipi arasında zorunlu bir ilişki yok; hınçsız bir intikam, hayatı olumlamayla örtüşen bir intikam mümkün.
Fotoğraf – Cem Ersavcı Sayfa:53
Göçebeliğin Gülümseten Yanı: Masumiyet Müzesi’nde Gezintiye Çıkmak – Merve Kurt Sayfa:54
Orhan Pamuk’un Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi’ni gezerken gülümsemeden edemedim. Bu gülümseme, kaybedilen zamanın yeniden yakalanmasından kaynaklanan hazzın ifadesi, nostaljiye ait buruk bir gülümseme değildi. Var olmayan bir aşk hikâyesinin yeşerdiği evdeki var olmayan nesnelerin arasında gezinmenin verdiği çocukça bir neşeden; bardakların, gazete kupürlerinin, saatlerin kendilerine ait olmayan bir evi ve hikâyeyi yeryurt edinerek yaptıkları masumca şakaya gönüllü olarak kanmanın neden olduğu bir gülümsemeydi.
Kuşun Canı (Öykü) – Mine Söğüt Sayfa:58
Şiirler – Yüksel Pazarkaya Sayfa:59
Marcel Proust’u ve Yapıtını Ne Kadar Tanıyorsunuz? – Mehmet Rifat Sayfa:60
Hazırlığını bir “oyun” olarak yıllardır sürdürdüğüm “Soldan Sağa ve Yukarıdan Aşağıya Proust Bulmacası”nı 100 soruya dönüştürdüm. Ancak hemen belirteyim, iki soru (4. ve 11. sorular) dışında bütün soruları da Türkçede var olan kaynaklara göre seçtim. Yalnızca Fransızca kaynaklarda bulunan ve henüz Türkçe yayınlara aktarmadığım ya da aktarılmamış bilgileri de kullanmadım. Meraklı okurlar testin sonunda verdiğim yayınlara bakarak yanıtları da doğrulayabilirler. Bir görece değerlendirme şöyle yapılabilir: Yüz sorunun en az yirmi beşini yanıtlayanlar Proust dünyasına adım atmakta kararlılar; en az ellisini yanıtlayanlar Proust severler; en az yetmiş beşini yanıtlayanlar ise Proust tutkunları olarak görülebilirler.
İki (Şiir) – Betül Dünder Sayfa:65
Kültür Gündemi: Edebiyat Uyarlaması, Konjonktür Ayarlaması: Televizyon Dizilerinde İdeolojik Çarpıtma – Leyla Burcu Dündar Sayfa:66
2000’lere gelindiğindeyse, dur durak bilmeyen dizi sektörü bulduğu her şeyi önüne katıp sürüklemeye devam etti. Kaçınılmaz olarak edebiyat eserleri de bu furyadan nasibini aldı. Usta kalemlerin elinden çıkmış pek çok roman, edebiyat tarihinin tozlu raflarından indirilip ekranlardan kitlelere ulaştırıldı. Gerek tematik derinlik, gerekse karakterlerin çizilişi ve diyalogların kuruluşundaki yetkinlik anlamında ustaca örülmüş bu yapıtların günümüze uyarlanması, çoğu zaman müelliflerini mezarlarında ters döndürecek bir keyfiyetle yapıldı. Örneğin, Aşk-ı Memnu’daki asırlık Garplılaşma meselesinin altı bir çırpıda boşaltılıverdi ve dizi şaşırtıcı derecede büyük bir iştahla izlenen bir “yasak aşk” anlatısına indirgendi.
Kararmış Çömlek Yazıları – Nizamettin Uğur Sayfa:71
Osmanlı’dan bu yana kaynakların hepsinde, mecaz, tüm söz sanatlarının değil, anlama dayalı bir kısım söz sanatlarının ortak adı olarak anılır. Sözgelimi tevriye, tekrir, leff ü neşr gibi pek çok söz sanatı doğrudan anlamla ilgili olmadığı için mecazın türleri arasında sayılmaz.
Yalın Yürek (Şiir) – Veysel Çolak Sayfa:74
Turgut Özakman ve Çılgın Türkler’in Savaşı – Çiğdem Ülker Sayfa:75
Tarihçi, ham malzemeler arasındaki ilgiyi kurar, yorumlar ve değerlendirir. Özakman’ın yaptığı biraz da budur. Yazar, 10 Temmuz - 24 Temmuz 1921 Kütahya Eskişehir savaşını, 23 Ağustos - 13 Eylül 1921 Sakarya savaşını ve 26 Ağustos - 18 Eylül 1922 Büyük Taarruz’u anlatırken olup biteni biraz da bir roman kurgusu içinde olaylaştırır, yaşananları estetik bir çerçeve içinde dramatize eder. Betimlediği malzeme, tarihsel gerçeklerdir.
Remzi İnanç, “Adle” ile “Şey” – Günay Güner Sayfa:78
Görüldüğü gibi Remzi İnanç’ın öykülerinde güzelduyusal düzey ile somut yaşam gerçekleri, nesnel tanıklık dengeli, uyumlu bir birliktelik içindedir. Duygu çok yoğun olmasına karşın bu sıradan duygusallığa dönüşmez. Özgün yazın dilini, kaleminin akıcılığı süssüzlüğü içinde yaratmıştır.
Nice Arayanlar Onu Bulamadı – Melike Belkıs Aydın Sayfa:80
İşaretseverlik, rastlantının yokluğuna duyulan inançtır. Olguların birbirlerinden haberdar ve birbirleriyle ilişkide oldukları anlamına gelir. İşaret, varoluşun başıboşluğu korkusunun yadsınmasıdır. Dünyanın, bireyden kopuk onun bilmediği bir alfabe ile yazılmış, hatta düzenli alfabeden yoksun rastgele bir harfler yığını olmaması bireye onu idrak edebilme ve onu denetleyebilme güveni verir. İşaret her zaman bir anlamın varlığını vaat eder.
Bir ‘Sanat Eseri’ Olarak ‘Gezi Direnişi’ – Banu Tümkaya Sayfa:83
Heideggerci düşüncede, hakikati sanatsal eylem tesis eder ve bir toplumun tarihsel varoluşunu şekillendiren dönüşümleri bir sanat eseri olarak karşımıza çıkarır.
Duran Adam (Şiir) – Michaël Vandebril Sayfa:87
Ventspils Uluslararası Yazarlar-Çevirmenler Evi ve Bir Şair – Tozan Alkan Sayfa:88
İşte Kupriyanov’u böyle bir ortamda tanıdım. Bu kısa süre içerisinde yaptığımız sohbetlerden engin şiir bilgisine sahip “sıkı” bir şair olduğu izlenimi edindim. Şiirlerini okuduktan sonra yanılmadığımı anladım. Dünya şiirini olduğu kadar Türk şiirini de iyi biliyor Kupriyanov.
Şiirler – Kupriyanov Sayfa:89
Yeni Şiirler Arasında – küçük İskender Sayfa:90
Şiir gönderen ve bir sonuç bekleyen çok arkadaşımız olduğunu biliyorum; hepsini okuyorum yolladıklarınızın. Ancak, gelen ürün sayısı o kadar çok ki ancak bu köşeyi hazırlarken teker teker açıyorum maillerinizi sırasıyla – geçmişten günümüze doğru ve bu ay itibariyle hâlâ Nisan 2013 maillerindeyim. O nedenle, atlandığını ya da yok sayıldığınızı sanmayın sakın. Herkese şimdiden mutlu yıllar.
Şarabın Rahmindeki Yama (Şiir)– Şeyhmus Bulut Sayfa:91
Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak Sayfa:92
Yazınsal dil rafinedir. O nedenle amaçlamadan, kafa yormadan, uğraşıp didinmeden kolay kolay oluşmayacağı düşüncesindeyim. Emeksiz yazılan ne yazık ki sınıfta kalıyor. Sizlerin de, siz öyküye yoğun emek veren öykücü arkadaşlarımın da kolaycılığı sevmediğinizden kuşkum olmadığı için bunları gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum.
Fıkır Fıkır... (Öykü) – Aslı Demirıışık Sayfa:93
Centilmenin Ölümü (Şiir) – Edip Onur Ulusoy Sayfa:94
Beyrut (Şiir) – Umut Durmuşoğlu Sayfa:96
Varlık Kitaplığı Sayfa:97
Pelin Buzluk ile Söyleşi – Merve Kırman Sayfa:97
Bence bir öykü söylediklerinden çok, söylemedikleriyle estetik haz verir. Böylece okurun katılımını şart koşar.
“Hayat Düzeyleri” / Julian Barnes – Mustafa Orman Sayfa:99
Çağdaş İngiliz edebiyatının kalemlerinden Julian Barnes’in yaşam münakaşasından çıkan eseri Hayat Düzeyleri bizi birbirine ihtiyacı olan şeylerin gölgesinde gezdirirken birden çok kareyi de aklımıza çengelleyip, gözlerimize contalıyor. Deneme tarzından ara sıra anlatıya kaçan kitap, üç bölümden oluşuyor: “Yükseklik Günahı”, “Dürüstlük Zemininde”, “Derinlik Kaybı”.
Gökhan Yılmaz ile Söyleşi – Ecehan Altun Sayfa:100
İyi bir öykü yazabilmek için iyi bir öykü yazmak yeterlidir. İyi bir öykü okuyabilmek için iyi bir öyküyü hakkıyla okumak yeterlidir. Edebiyatla, öyküyle, şiirle ilgili net şeyler söyleyebilmek kolay değil. Çünkü sınırları belirsiz, köşeleri kırılgan bir tür öykü. Ben o köşelerde yürümeyi seviyorum.Ya da durmayı.
“Öteki Bilinç: Gerçeküstücülük ve İkinci Yeni” / Müesser Yeniay – Metin Cengiz Sayfa:102
İkinci Yeni şairleri 1980-1990’lı yıllarda bile 1980 sonrası dönemdeki şiir ortamında gençlerin her türlü atılımı karşısında güçlü bir çekim noktası oluşturuyor, genç şairlerin, genç şiirin ne olduğu konusunda İkinci Yenici şairlerin ağzından çıkacak sözcüklere bakıyordu. Gençler her ne kadar farklılıklarını vurgulasalar da bu farklılığın onanması bile İkinci Yenici şairlerden ya da altmışlı yıllardan gelen şairlerden bekleniyordu.
“Ölüme Direnen Şiirler” / Ender Sarıyatı – Hüseyin Alemdar Sayfa:104
Ah! Öyle bir Ender Sarıyatı ki, şiirlerde ve kitaba girmiş fotoğraflarda: Sanki Ardahan’a 1970’de gitmiş, “Gece Lambasında Aşk Şiiri” yazmış da hiç dönmemiş. Söylemeyin, hâlâ öldüğünü bilmiyor! Ölüme Direnen Şiirler, elli altı bitmiş, on beş yarım kalmış şiirin yanı sıra mektup ve fotoğraflardan oluşuyor. Kitabın “Ender’e Dokunmak” bölümü ise hüznün ve vefanın doruğu.
Nurullah Can ile Söyleşi – Nusret Karaca Sayfa:105
Ben kendi bildiğimi yazıyorum. Okura göre değil.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:106
Orhan Alkaya, “insan bir kelime, hayat da öyle belki, hatta su/ bir yol bir yola açıldığında ihtimal de öyle/ delta: akıyor akıyor akıyordu var olmanın suyu” (Delta, Mühür dergisi, Eylül-Ekim 2013).
Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:108
Şimdi Haberler... – Gülce Başer Sayfa:109
ARALIK 2013 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI