Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

OCAK 2013

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
Takvimde Değişen Rakamlar, Geçenler ve Kalanlar – Osman Çetin Deniztekin Sayfa:3
1933 yılında yayına başlayan Varlık dergisi, 1264. sayısıyla 80. yılının tam ortasındadır bugün. Ne var ki, insanların veya kurumların yaşı sadece bir sayıdır; önemli olan o sayının büyüklüğü değil, ifade ettiği zaman dilimi içinde yaratılan ve geleceğe bırakılan mirastır. Aslında, emsalleriyle kıyaslandığında Varlık dergisinin 80 yıllık –bağımsız, desteksiz ve kesintisiz– yaşamı, kendi başına bir değer ifade ediyor, çünkü bu kadar kalıcı olabilmiş kültür dergilerinin sayısı tüm Avrupa’da (hemen hepsi kamusal fonlarla desteklenmesine rağmen) bir elin on parmağını geçmiyor. Aralık sayımızda Türkiye ortamında bu sürekliliğin mukayeseli olarak ne anlama geldiğini gösterdik.
Yusuf Atılgan: İnsan Ruhunun Haritacısı – Ahmet Ergenç Sayfa:4
Açılış konuşmalarını H. Bülent Kahraman ve Doğan Hızlan’ın yaptığı, Fatih Özgüven, Zahit Atam, Murat Akser ve Talat Halman’ın davetli konuşmacı olarak katıldığı, Serpil Atılgan ve Mehmet Atılgan’ın da Yusuf Atılgan’a dair leziz kişisel anekdotlar aktardığı sempozyumda yirmi iki konuşmacı sunum yaptı. Roman-tarih ilişkisi, şehir edebiyat ilişkisi, karşılaştırmalı okumalar, sinema edebiyat bağlantısı, flaneur estetiği, yeraltı edebiyatı, minör edebiyat, queer kuramı, psikanaliz, psikoloji ve edebiyat ilişkisi gibi başlıklarda Yusuf Atılgan bugünden bakılarak yeniden irdelendi ve Yusuf Atılgan’ı anlamak için yeni haritalar çizildi. Sempozyumların ve bu tip dosyaların en iyi yönü de bu herhalde; bir malzemeyi bugünün gözünden yeniden canlandırmak, anlamlandırmak, açımlamak. Varlık dergisi sayfalarında sadece beş kişinin yazısına yer verebiliyoruz. Fatih Özgüven, Hilmi Tezgör, Kabil Demirkıran, Özge Karlık ve Yüce Aydoğan, Atılgan’ın metinlerine yeni mercekler tutuyorlar. Dosyaya dahil edemediğimiz diğer bütün katılımcılara ve organizasyon komitesindeki arkadaşlarıma da teşekkür etmek isterim.
Aylak Adam’la Yürüyüş – Fatih Özgüven Sayfa:5
‘Aylak Adam’ın aylaklığı bir faaliyettir gerçekten de. Romanın bölündüğü dört mevsim boyunca dur durak bilmeden sürüp giden, belli bir şehir planı içinde, hatta aylaklık bir faaliyetse belli bir ‘amaçsızlık planı’ içinde cereyan eden bir faaliyet. Bir huzursuzluk elbette ama bir yandan da, enerji dolu, dış dünyayla daima irtibat halinde olan bir hareket.
Atılgan’da ‘Asılanlar’ – Hilmi Tezgör Sayfa:8
Yusuf Atılgan’ın metinleri asılan, asıldıkları yerde duruşları bozulan, asıldıkları yerden indirilen, asıldıkları yerden insanlara seslenen ve hatta onlara etki eden tabela, resim, levha ve panolarla doludur. Karakterlerin devinimlerinde ve metinlerin çözümlenerek yorumlanmasında bu nesneler önem kazanır, etkili ve belirleyici olurlar.
Yusuf Atılgan ve Haldun Taner’de Ayarsızlar: Tıkırındaki Düzene Eleştirel Bir Bakış Kabil Demirkıran Sayfa:12
Atılgan’ın saatçisi, Taner’in anlatıcı karakteri gibi, yaşadığından farklı bir düzeni deneyimleyebilmiş bir kişilik değildir. Sadece içinde yaşadığı değişmez düzenle özdeşleşen saat tıkırtılarından mustariptir ve bulunduğu kasabadan kaçıp gitmek ister.
Aşk ve Profanlaşma: Bir Anayurt Oteli Konaklaması – Yüce Aydoğan Sayfa:16
Yusuf Atılgan, öznelere, ruhlara merhamet duymaz; yaraları sarmaya, rehabilite etmeye ya da acı üzerinden danışmanlık yapmaya da hiç kalkışmaz. Aşka ve sonluluğa sonsuzca ekspoze olan ete merhamet duyar bir tek. Hiçbir özne vicdanının içine alamayacağı kadar büyük ve ölçüsüz bir merhamettir bu. Sağaltmaz. Yarayı yara olarak tutar ve saklar, çünkü et özsel olarak yaralıdır, delik deşiktir, bölük pörçüktür.
Aylak Adam’a Arkadan Yaklaşmak: Queer Bir Okuma Mümkün mü? – Özge Karlık Sayfa:24
“Aylak Adam” da unutmaya ve yeniden başlamaya yeltendiği anda o yeniye bir dayakla, dayak karşılaşmasıyla başlıyor diyebiliriz. Roman bitiyor ama yeni bir unutmanın, tazelenmenin dayağı o. Planlı bir unutma girişimi. Romanın bir dayak hikâyesiyle başladığını da not düşelim tabii burada.
Ölerek Ölmeye Direnmek: Yazmak - Âdem’e Isırtılan Elma: Okumak – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:29
Her yeniden okuma, Havva’nın yediği, Âdem’e ısırttığı elmadır. İnsanın gözleri açılır. İnsan çıplaklığını fark eder. İnsan Cennet’ten kovulur. Ve insan, hayatını kurar.
Sekreter Rüzgâr (Şiir) – Öner Ciravoğlu Sayfa:38
Bir Roman Tekniği Üstüne Fragmanlar – Mehmet Rifat Sayfa:39
Balzac’ın “İnsanlık Komedyası”nı oluşturan romanlarında uyguladığı tekniğe aynı yüzyılın eleştirmeni Sainte-Beuve karşı çıkarken, Proust dâhiyane bir fikir olarak gördüğü söz konusu tekniği “Kayıp Zamanın İzinde”nin kuruluşunda temel öğelerden biri olarak kullanmış.
Hastane (Öykü) – Cafer Hergünsel Sayfa:42
Rastlantı ile Ayna (Şiir) – Atilla Birkiye Sayfa:46
Murat Yalçın ile Söyleşi – Ebru Tönel Sayfa:47
Uçsuz bucaksız bir alanda kalem oynatıyoruz. Yazan sayısı kadar öykü çeşidi ya da öykü tanımı yapılabilir. Salt yazın türlerine değil, yazının kendisine de sınırlar çekmek kişiyi olsa olsa gülünç kılar. Ben her öykünün öykü çatısına açılımlar getirmesi, yeni saçaklar eklemesi gerektiğine inananlardanım. Eğer yaratıcı bir uğraş olarak yazından söz ediyorsak, ezberi tekrarlayan, sürekli kendini çoğaltan bir yazar düşünemeyiz.
Murat Yalçın’dan Karga Zarif Öyküler – Bâki Asiltürk Sayfa:50
Karga Zarif’te, öykü kişilerinin dünyadaki varlığı, duruşu, ait olduğu yer, geliştirdiği yaşam dili bakımından incelendiğinde ayrıksılık dikkat çekiyor. Sıradanlığın içinden, sokaktan sayfaya taşınmış görünen ama ilginç oldukları görülebilen, en azından bana öyle gelen kişiler çoğunlukta. Samatya’da sobalı evlerde oturanlar, sırf eline iyi oturdu diye tavanın sapını avuçlayıp karısını yere yapıştıranlar, Ömer Nasuhi Bilmen diyanetiyle dünyadan kopup kendilerini ve arkadaşlarını genç yaşta toprağa gömenler, Mevlânâ lakırdılarıyla kafa şişirmede ustalaşanlar, narsistik hayallerle uçup giden desiseci şırfıntılar, kültür tapınağı fahişesi entel kızlar, mahalle kahvelerinde kocalarını arayan ev kadınları, babasının yokluğuyla annesinin varlığı arasında kalmış çocuklar…
Şiir Aralığı – Haydar Ergülen Sayfa:52
Bazen eski bir sesi öykündüğümüz olur, bazen içimizden hiç silinmeyen bir sesin gölgesi düşer sözcüklerimize, bazen yenidoğan bir sestir, ki çığlık bile öyle yırtılmamıştır inceliğinden, öyle sökülmemiştir kaynağından. O seslerin bazılarıyla yeniden doğarız, bazılarıyla biraz daha söyleriz, bazıları ödünçtür, günaşırı alır, günertesi veririz. Bir nefes gibi diyelim.
Eylül! (Şiir) – İrfan Yıldız Sayfa:56
Edebiyat Gündemi Sayfa:58
Ölümünün 10. yıldönümünde Memet Fuat'ı anıyoruz.
Bir Teknik Yönetmen Olarak Memet Fuat – Adnan Özyalçıner Sayfa:58
Memet Fuat’ın unutmamamız gereken önemli bir katkısı da kendisine babalık yapmış olan Nâzım Hikmet’in saklıdaki eserlerini –bir vefa borcu, bir görev olarak– ilk elden yayımlamış olmasıdır. Uzun yıllar yasaklı olduğundan pek fazla bilmediğimiz, bilemediğimiz bu büyük şairimizi etraflıca tanıtıp edebiyatımıza yeniden kazandırması, büyük okur kitlelerine ulaştırmasıdır.
Memet Fuat ve Gençler – Egemen Berköz Sayfa:60
Memet Fuat, Yeni Dergi’yi yayınlamaya başladıktan sonra, genç şairlerden önce, eleştiri, inceleme, deneme ve çeviri alanında çalışan ya da çalışırsa başarılı olacağını düşündüğü gençlerle ilgilendi. Onları yüreklendirdi, yazmaya, çevirmeye yönlendirdi; çalışmalarını okuyup düzeltimler yaptı ve dergide yayınladı. Onlara öncelik vermesinin nedeni, bu alanlarda çok az kişinin çalışmasıydı, gençleri bu alanlara yönlendirmek istiyordu.
Cevdet Kudret: Özenli, Çalışkan, Denemeci ve “Genç Şair”... – Atilla Birkiye Sayfa:63
Denemelerinde sorgulayan, araştıran, ince noktaların altını çizen, gözden kaçanı gösteren, kendisinin söylediği gibi “düşünce” üreten ve düşüncenin izini süren bir yazar olarak görüyoruz Cevdet Kudret’i. Kendi kuşağının öteki kimi yazarları gibi, “yeni edebiyat”ın kurucuları olarak, bu süreçte denemenin “olmazsa olmaz” olduğunu çok iyi bilenlerden. Zaten öteki alanlarda olduğu gibi bu alanda da verimi bu yönde.
Uykumun Arasındaki... (Şiir) – Onur Caymaz Sayfa:65
Neden Bizim Yunus? – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:66
Yunus Emre kendi türküsünü söylemeye bakıyor. İnsanlığın kurtuluşuna yol açan o türküdür. Değişen şiir anlayışlarının temelinde de o türkünün izi var.
Foça Mektubu / 5: Sirenler’in Yalancısı – Ahmet Önel Sayfa:69
Ege esintisi eşliğinde üretilmiş edebî metinlerin yazınsal karşılığı için de fazlasıyla kişi ya da mekân adı sıralamak olası elbette. Ne ki, böylesi bir yolculuk insanın dışında kalan başka esin kaynaklarına uğrama şansı da tanıyor meraklısına. Niyete bakan bir durumdur kısacası; isteğiniz sizi kısa sürede hazlar coğrafyasındaki farklı ürünle karşılaştırmaya hazırdır!
Yaşar Kemal: Düşsel Gerçekçi Bir Anlatıcı – Feridun Andaç Sayfa:71
Yaşar Kemal, kimi yerde, Balzac’ın tutumunu önceler, ama bir yerde de şu kavramla ayrılır ondan: Esinleyicilik. Romanına aldığı kişilerin her birinden mutlaka birkaç söz eder, anlattığı konuyla ilişkilendirirken de bazen geçmişlerine bile uzandığı olur, kimi kez de bir olgunun/nedenin/ betimin çıkış noktasıdır bu kişi/ler. Oysa Balzac, bir fırça darbesiyle çizer geçer, ona takılmaz, anlatısının dokusunu bozmaya müsaade etmez. Çünkü bilir ki roman çoğu kez açık kapılar bırakmayı, belirsizlikleri, nedensizleştirmeyi kaldırmaz.
Buzsaat (Şiir) – Elif Sorgun Sayfa:74
Göçebe Bir Şairin Seyir Defteri - Nurullah Can Sayfa:75
Mülkiye dergisinde 1953’te ilk şiiri yayımlanır: Şarkısı Beyaz. Aynı yıl çocukluk aşkı Seniha Nemli’yle evlenir. İlk görev yeri Eskişehir Vergi Dairesi’dir. Kiralık ev 40 liradır ama Seniha bu evi beğenmez, tartışırlar hep. Cemal’in aklı işyerindeki sarışın kızdadır, yani Üvercinka’da. 1955’te ise maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul’a atanır. Yeni bir çevre edinir, Baylan pastanesine devam eder. Şiirler, yazılar yazar, yayımlar. Türkiye’nin en büyük şehrinde Doğulu bir şair...
Belgesellerde Ölmek: Sabahattin Ali İçin Vekâlet’in Timsah Gözyaşları – Leyla Burcu Dündar Sayfa:83
Sabahattin Ali’nin ölümünün tarihte “kara bir leke” olarak ele alınışı noktasında hiçbir itirazımız yoksa da, yazarın düşünce ve eserlerine dair hiçbir derinlikli analizin yapılamamış olması önemli bir eksikliktir. Aynı minvalde, yazarın mahkûmiyetlerine ilişkin hiçbir detaylı bilginin verilmemiş ve yazarı “Benim Aşkım” şiirini yazmaya iten ortamın nesnellikle betimlenmemiş olması dikkat çekicidir.
Kültür Gündemi: Ortaöğretimde Sözcük Anlambilimi Kavramlarındaki Sorunlar – Nizamettin Uğur Sayfa:85
Ülkemizdeki karmaşanın temel sorunu, öncelikle, sözcük anlambiliminde köklü çalışmaların olmamasıdır. Doğan Aksan’ın kitapları dışında başvurulacak kaynak yok denebilir. Dilbilim sözlükleri de çok sınırlı. Ortaöğretim dünyasında ise konuyu bilmeyenler işin içinde olması kafaların iyice karışması sonucunu doğurmuştur.
Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:91
Koşullar ne olursa olsun, şairlerimizin çocuk şiiri yazmaları gerektiğine inanıyorum. Şairin en saf yanının, o çocukça duyarlığının orada ortaya çıkacağını düşünüyorum çünkü. Duyguyla düşüncenin, zekâyla dil güzelliklerinin oyun kıvamında, oyuncak eğlendiriciliğinde çocuğa sunulması o kadar da zor değildir.
Çeviri Edebiyatın Ülke Edebiyatına Katkıları – Tozan Alkan Sayfa:94
Arap uygarlığının altın çağı olan 10. yüzyıl tam bir çeviri yüzyılıdır. Bu yüzyılda Bağdat ve çevresi önemli bir çeviri merkezi haline gelmiş, başta Suriyeli çevirmenler olmak üzere, Arap dünyasının bütün çevirmenleri burada toplanıp eski Yunan metinlerini Arapçaya çevirmişlerdir.
Yeni Şiirler Arasında – Enver Ercan Sayfa:96
Gönderilen şiirlerin neredeyse hepsi, dergilerde yayımlanan şiirlere benziyor. Oysa sizin kimliğinizi ele veren bir dize arıyorum. Elbette yazılmakta olan şiir sizin için bir kerteriz. Ama çabuk sıyrılın bundan. Kusursuz olmaya çalışmak çok da makbul bir şey değildir aslında. Dizelerinizde mükemmel bir insanın dünyaya bakışı hâkim, birer erdem abidesi, birer peygamber gibisiniz. Yapmayın arkadaşlar, bu yolda yürüyüp de kendini şair kılmış tek bir isim yok şiir tarihinde. Siz zaaflarınızla varsınız.
Yeni Öyküler Arasında – Hatice Meryem Sayfa:97
Bu ay gelen öyküler arasında dil işlekliği, karakter tutarlılığı, mantık ve dilin öykünün fikrine hizmet edişi açısından çok güzelleri var. Ancak hepsini yayımlamanın imkânı ne yazık ki yok. Misal Güneş Demirkürek Yıldırım’ın “Niye Uymuştum ki Zümrüt’e”, M. Bahadır Deniz’in “Düello”, Mehmet Uçar’ın “Şairin Karısı”, Feyza Öner’in “Gayya”, İlyas Veysi’nin “Sıradan Bir Sabah” adlı öyküleri hem dil hem de anlatım biçimleri bakımından gayet iyi öyküler.
Paralel Evren (Öykü) – Ümit Aykut Aktaş Sayfa:98
Şaire Kalan (Şiir) – Onur Şahin Sayfa:99
Sessizliğin Katili (Şiir) – Gülsün Işıldar Sayfa:101
Varlık Kitaplığı Sayfa:102
“Menekşeler Atlar Oburlar” / Hüsnü Arkan – Onur Çalı Sayfa:102
İlk baskısı 2001 yılında Om Yayınları’nca yapılan Menekşeler Atlar Oburlar Hüsnü Arkan’ın yayımlanan ikinci romanı.Menekşeler Atlar Oburlar’ı aslında aynı meseleler etrafında dönen diğer iki romanla birlikte ele almak, en azından aralarındaki ilişkiyi vurgulamak yerinde olacaktır. Bu iki roman, yazarın yayımlanan ilk romanı Ölü Kelebeklerin Dansı ile daha sonraları yayımlanmış olsa da –bir söyleşisinde belirttiği üzere– ilk yazdığı romanı olan Uyku.
“Hafız Divanı” / Hafız-ı Şirazi – Hayri K. Yetik Sayfa:104
Hafız’ın şiirlerindeki aşk ve şarap göstergelerine ilişkin iki katmanlı semiyolojik yapının göndermesi alımlama aşamasında bir ikileme yol açar. Bu, Fuzûlî, Mevlâna gibi başka benzerlerinde de karşılaştığımız ikili gönderme yüklemi şair, takva1 sahibi biri gibi dinsel değerleri mi gözetiyor, yoksa tersi bir konuşlanışla ateist ve din karşıtı, hatta şehvetperest2 biri mi, tartışmalarının da nedenidir.
“Spinoza: Bir Hakikat İfadesi” / Çetin Balanuye – Halûk Sunat Sayfa:107
Etika’nın ilk bölümü ‘Tanrı Hakkında’dır. Bir başka ifadesi de [sonsuz] ‘Doğa’ olan tek ‘töz’ün karşılığıdır, Tanrı. Kavranılması için başka bir fikre ihtiyaç duymayan -doğrudan/kendiliğinden kavranan-, nedeni kendisi olan (causa sui), doğasının zorunluluğu ile var/olan, başka bir iradenin güdümü olmaksızın sonsuzca eyleyebilirliği anlamında özgür olan (Natura Naturans –ki, onun, farklı tezahürleri, belirişleri Natura Naturata olarak anılacaktır), söz konusu tözün özünü imleyen sonsuz sayıda niteleyeni (sıfatı, ifadesi) olan Tanrı/sallık.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:109
Cemal Süreya, Turgut Uyar’ın kaygısını taşıyor gibi yazma konusunda: “Yazdığım nedir? Yazmam gerektiği için mi yazıyorum? Öyle bir gerek gördüğüm için?” Aradığı bir yoldur ve zaman zaman yolunu yitirmesi de gerekmiyor mu? “Günlük - mektup - deneme - hayat öyküsü - anı - polemik karışımı bir şey bu” onun yazdıkları. “Günlüğün kişisel günlük olabilmesi için hayat öyküsünün uç sınırında devinmesi, derin ben’e iniş yapması gerek.” (151. Gün) Ben’e inen günlükler örtülü sansürle perdeli değil mi? Bir de şiirin alanının genişliğinden kim kuşku duyabilir? Her şey denenebilir şiirde. Cemal Süreya da böyle düşünüyor: “Şiirde her şeye olanak var. Yeter ki, şiir kendisni kurtarmış olsun. Dikkat edersek, uyak korkusu kalktı. Yarım ses ise Türkçeye ipek kıvamı getirdi.” (97. Gün) Ne yazık ki o “ipek kıvam”ın farkında olmayan ne kadar çok şair (!) var.
Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:111
OCAK 2013 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI