Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

EYLÜL 2012

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
Şiirler – Metin Altıok Sayfa:3
Metin Altıok’un Şiirinde Yaşanmış Duyarlık – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:5
Metin Altıok, belirsiz bir Cemal Süreya şiirinin kilidini açıp evin arka bahçesini gösteriyor bize. İnsanın kötülüğü kendinedir. Oysa yeni bir yol aramak, kendimizi yeniden keşfetmek gerekir.
“Sımsıkı Tutmak Avucunda Bir Közü” – İsmail Mert Başat Sayfa:7
Altıok’un şiirleri, göstermeye giriştiklerinin yakıcılığına karşın, başından beri yalın bir dil, yumuşak bir söyleyişle kurulmuştur. Birer “içinden konuşma” gibidir şiirleri; diyaloga uzanır göründüğünde bile şairin kendisi, kendisiyle konuşuyordur: şiirlerin öznesi “ben”dir; ben ise hepimiz demektir.
Yüreği Bungun Bir Şair: Metin Altıok – Ahmet Telli Sayfa:12
Metin Altıok’un şiiri daha çok ben’in şiiri olarak bilinir. Gerçekten de bu özellik ağır basar. Dilinin yalınlığı ve imgelerinin anlaşılır olduğu da vurgulanır ki, öyledir. Yalınlığa ulaştıkça çoğu şairin bilgeleştiğine tanık olunur. Metin’in yayımlanan son kitabı “Soneler” bunu gösterir bize.
Türsel Eksikliğin Özbilinci – Yaşar Güneş Sayfa:15
Altıok’un şiirlerinin, sözcükler üzerinden şekillenen şiirsel yüklerden daha çok, belli bir durum içindeki öznenin duygu-düşünce yükleri üzerinden işleyen bir şiir olduğunu söylemek gerekiyor. Şiirin sözceleme öznesinin başka kişilerle kurduğu ilişkiler ve bağlar, bu türden yaşantıların varlıksal yapısı nedeniyle hep “eksik” kalmaya yazgılıdır.
Kendini Kendinin Ötekisi Kılmış Bir Şair – Z. Betül Yazıcı Sayfa:18
Metin Altıok’un “Evde Yoklar” şiirinin son bölümündeki: “bana karşı ben vardım” dizesinde “yalnızlığın kendini kendinin öteki kılacağını” bilen Nietzsche’nin keşişine açık bir gönderme vardır. Çünkü bu kavram Aristoteles’in “öteki kendi” veya Ricoeur’ün “başka olarak kendi” kavramı değil Nietzsche’nin “kişinin kendisinin bir başkasına (başka bir kendiye) karşı oluşu” olarak ortaya koyduğu kavramdır.
New York Budur! – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:25
Benim için pop-sanat da, postmodern sanat da entelektüel bir problem olarak önemliydi, kişisel bir tercih olmaktan ziyade. Bir de postmodern toplumsal kuramın ve toplumsal dönemin büyük bir entelektüel ve politik açılım getirdiğini neredeyse herkesten önce fark ettim. Kanıtı yazdığım kitap. Türkiye’de bir benzerinin olduğu kanısında değilim.
Yük (Şiir) – Tahir Abacı Sayfa:32
Gölgem Denizatı (Öykü) – Sezer Ateş Ayvaz Sayfa:34
Bir Eşcinseli Sevdim (Şiir) – Arife Kalender Sayfa:36
Kültür Gündemi: “80. Yıldönümünde Dil Devrimi” Sayfa:38
Dil Devrimi Gerekli miydi? İşlevini Tamamladı mı? – Yusuf Çotuksöken Sayfa:38
Liberallerin bir bölümüyle, tutucu (ve dinci) çevrelerin önemli bir kesimi, genelde Türk Devrimi’ne karşıdırlar, doğallıkla da Dil Devrimi’ne sevecen bakamazlar. Klasik bir sözleri vardır: “Dilde devrim olmaz, evrim olur.” Bu sözü, inanarak söylediklerini düşünmüyorum. Eğer insanlık, evrimle yetinilseydi, devrimler yapılmasaydı, bugün de sürdürülmeseydi, içindekileriyle dünya ne durumda olurdu, acaba?
Dil Devrimi’nin Antropontolojik (İnsan-Varlık Bilgisel) Temeli – Betül Çotuksöken Sayfa:42
Düşünme dilde kendini var ediyor; özellikle düşünmenin yazılı olarak kendini dilde var edişi, toplumsallığı, tarihselliği ve kültürelliği taşıyor. Üstelik, düşünmenin yazılı biçimi, insanın, nesneleşmiş ortak belleğini oluşturuyor.
Ben Yokum (Şiir) – Hüseyin Peker Sayfa:44
Kuzey – Haydar Ergülen Sayfa:46
“Güz’ey” de benim için, şimdiki yaşımda, dünya demek sayılır. Dünya sözcüğüne doğru gitmek de sayılır. Yalnızca üzüntüyle değil elbette, bazen de dinginlikle söylenen bir sözcük olarak, özet, hatta yorum olarak da.
Bozon Manyağı (Öykü) – Mavisel Yener Sayfa:51
21. Yüzyıl Öncesinde Kadın Edebiyatçılarımız – Tuncer Uçarol Sayfa:53
Dişil edebiyatımızda “feminist bilinç” diyelim ki 1980’lerde belirginleştiyse, bugün daha yirmi otuz yıllık edebiyatımızda bu renk tonu, bu biçem. Bundan sonra daha da gelişecek “dişil edebiyat”; onu da kapsayan “dişil yazın”ımız.
Çünkü Ellerine Ulaşmadan Soluyor (Şiir) – Abdülkadir Budak Sayfa:57
Resim ve Roman I – Gürsel Korat Sayfa:58
Roman, zamanı ve mekânı iç içe anlatmanın yoludur. Resim ise mekândaki zamanı anlatır. Resim bir “pencere”dir. Tıpkı pencere gibi ama daha çok dikdörtgensel olarak çerçevelenmiş bir açıdan dünyaya bakmaktır. Bir resim duvara asıldığında duvar tek boyutlu olmaktan çıkıp derinlik kazanır; resim, aynanın “odayı çoğaltan” simetrisine sahip değildir. Resim, tam tersine odayı azaltır, izleyicisine bir “bakış açısı” verir ve onu “dışarı” baktırır.
Talât Sait Halman’ın Şiirlerinde Divan Şiiri Nazım Biçimleri – Türkân Yeşilyurt Sayfa:62
Aşk, adalet ve göçebe rubailerini yazan Talât Sait Halman’ın göçebe rubailerinde Şamanist Türklerin izleri vardır. Şairin “Göktanrıçağrı” adlı şiirinde de göktanrıdan ata, bozkırdan otağa Şamanist kültür gözler önüne serilir.
Okültizm Yükselirken 1: Tanelerin Yalnızlığı – Çetin Yiğenoğlu Sayfa:64
Eskiden “kültür emperyalizmi” denildi mi, insanların, toplumların yerel özelliklerinden kopartılarak yozlaştırılması, kendine, kültürüne yabancılaştırılması düşünülürdü… Şimdi, bu yeni emperyal tasarımda bana benzeme, eğer benzemeyi çok istiyorsan “mış” gibi ol, öyle yaşa, deniliyor…
Nisyan (Şiir) – Yavuz Türk Sayfa:67
“İstanbul’un Öyledir Baharı” – Adil İzci Sayfa:68
Morsalkımlar… Ada sokaklarının morsalkımları… Birdenbire… Kimisi bakımlı, üzerine titrendiği pek belli evlerdendir. Koca bir morsalkım, kıvrım kıvrım gövdesi, bahar gürlüğündeki dallarıyla bütün bir ön yüzüne sarılı… Bir kolu da yandaki evin penceresinde… Gündüz gece ikisine birden rüya oluyor…
Çakışım (Şiir) – Nurduran Duman Sayfa:72
Bir Yeraltı Şarkısı – Hakan Bilge Sayfa:73
Fransız yazar Jean Genet’nin 1950 yılında çektiği ilk ve tek film Un Chant D’Amour (Aşk Şarkısı). İmgelerle, alegorilerle, şiirsel betimlemelerle yüklü zengin yapıtlarının sinematografik izdüşümü. İkinci savaş sonrasının yerle yeksan olmuş ölgün ve de bezgin Fransız coğrafyasında filizlenen avant-garde, sessiz, siyah-beyaz bir kısa metraj. 26 dakika. Görüntü yönetimi ise bir başka Fransız yazar ve sinemacıya, Jean Genet’nin hapisten kurtulması adına dönemin Fransız cumhurbaşkanına yazılan mektubun altında ismi bulunan entelektüellerden biri1 konumunda bulunan Jean Cocteau’ya ait.
Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:76
Her ödül insana yeni sorumluluklar, yükümlülükler yükler. Adına ödül konan değerli şairlerin, yazarların, düşünürlerin o büyük adlarına layık olmak için daha çok çalışmanız ve yazdıklarınızın düzeyini daha da yükseltmeniz gerekir.
Sarı Defterin Çeviri Sayfaları – Tozan Alkan Sayfa:80
Enver Gökçe’ye olan sevgisi bilinir Metin Demirtaş’ın. İki şair püfür püfür bir havada, deniz kıyısında, kıyıya vuran dalgalara dalıp gitmiştir bir gün. Metin Demirtaş, Fransız şairi Beranger’in “Yolun Düşerse” şiirini okur belleğinden. Enver Gökçe şiiri biliyordur ama Metin Demirtaş’ın okuduğu biçimiyle değil.
Yeni Şiirler Arasında – Enver Ercan Sayfa:83
Bir de “çete”cilik türedi. Eskiden böyle değildi, sözgelimi Ataol Behramoğlu kuşağı da, daha önceki Cemal Süreya kuşağı da, hadi biraz daha gerilere gidelim, Sabahattin Kudret Aksal kuşağı da böyle bir tutum sergilemezdi. Elbette haksız bir saldırı durumunda tavır alırlardı ama grupçuklar oluşturmazlardı. Şimdi üç-beş kişilik gruplar oluştu. Saldıracaklarsa hep beraber saldırıyorlar, hem de belden aşağı, kim elebaşı, kim tetikçi belli değil.
Yeni Öyküler Arasında – Hatice Meryem Sayfa:84
Çocuğun görüş açısı küçüktür ama bir büyüteç gibi büyütür. Marifet bu. Mesela bir havuzdadır. Elinde küçük bir oyuncak gemi. Oynar onunla. Yalnız onu görür. Etrafında ne var ne yok hepsinden soyutlar kendini. Gemi büyür, havuz büyür, evren genişler. Büyüyen gözdür aslında ve öylesine büyür ki küçük oyuncak gemi birdenbire koca transatlantiğe dönüşür ve yetişkinlerin biraz serinlemek için daldığı o biçimsiz havuz uçsuz bucaksız bir deryaya. Öykü yazarken gözümüz keşke bir çocuk gözüne dönüşüverse hep. Yetişkinlerin sakınımlı, tedirgin, hesapçı gözü uzak olsa bizden. Safi göz olsak.
Kadınların Türküsü (Şiir) – Necdet Dümelli Sayfa:85
Üçüncü Ölümün Kurgusu (Öykü) – Ceyda Akartuna Sayfa:86
Sizlerim (Şiir) – Serdar Seren Sayfa:87
Şiirler (Şiir) – Cevahir Bedel Sayfa:88
Varlık Kitaplığı Sayfa:89
“Roman Kurgusu ve Yapısal Çözümleme: Michel Butor’un Değişim’i / Mehmet Rifat" – Osman Kahraman Sayfa:89
Roman Kurgusu ve Yapısal Çözümleme’de Mehmet Rifat incelemesinin çıkış noktasını metinsel çözümlemeye ağırlık veren yazınsal göstergebilim olarak belirler. Bu çerçevede, yazınsal yapıt, “eyleyenlerden kurulu, hem anlatımda hem de içerikte çoğulanlamlı, kendi kendine yeten bir bütün” olarak tanımlanır. Yazınsal metnin çok boyutlu ve çok anlamlı olarak kavranması, buna uygun bir betimlemeyi gerektirir. Bu doğrultuda, yazınsal metin, anlatımdaki ve içerikteki öğelerin eklemlenişi uyarınca katmanlaşan kesitler bütünü biçiminde ele alınır: Kesitler birbirlerine eklemlenirken, birbirleriyle doğrusal olmayan bir biçimde etkileşir ve yeni anlamlar üretirler. Dolayısıyla çözümleyici bakış, metni anlamlandırmaya öncelikle kesitlerin saptanmasıyla başlar. Uygulamada bu işlem, elbette rastlantısal olarak gerçekleştirilmez, metin “kendi iç düzenine göre, ama belli kurallar eşliğinde” ayrıştırılır. Romanın kurgusunun anlamlandırılması da bu kesitlerin etkileşimlerinin anlaşılmasından geçer.
“Issız / Cenk Gündoğdu" – Şeref Bilsel Sayfa:91
Gündoğdu, 2000’li yılların başından itibaren düzenli olarak dergilerde şiirlerini yayımlamasına rağmen, kendi kuşağı içerisinde şiir kitabına en geç iltica edenlerden. Bütünüyle edebiyatın kuşattığı bir hayatın içinde, edebiyatın birçok cephesinde ürünler veren, sâkin, temkinli, velvelesiz bir kalem.
Barış Acar ile Söyleşi – Ebru Tönel Sayfa:94
“Pıhtı”, akıllla ve dolayısıyla akıldışıyla hemhal olan kurgusal edebiyatı, dilsel klişelerle bezeli melankoliye batmış edebiyata yeğliyor.
“Bir Delinin Ot Defteri / küçük İskender" – Deniz Cansever Sayfa:96
Elbette, günümüzde artık kemikleştiği göz ardı edilemeyen edebiyat aristokrasisi de, kitapta yerini alan bir diğer “canlı hedef”. Bu aristokrasinin, savunuculuğunu yaptığı format’ın sürekli olarak dışında kalmayı tercih etmiş olan küçük İskender yazını da, yaptığı şiir-öykü-roman kritikleri ile eser-yazar ilişkisini paramparça ediyor.
Nilüfer Açıkalın ile Söyleşi – Melike Belkıs Aydın Sayfa:97
Bir yazar olarak tercihim eğlenceden yanadır. İç huzuru sunmak ya da sunmamak düşüncesinden çok hedefe odaklanırım. Bazen uçan halı sererim öykünün tabanına ve okur gönlünce istediği yere gider, konunun seyri tıpkı gökyüzünün rengi gibi her an değişebilir, türlü sürprizlere açıktır daima. Böylesi hoşuma gidiyor, çünkü hayalgücü bir mağara gibidir derinliğini bilemezsiniz ve okuyucuyu bu konuda asla küçümsememek ve yeteneklerini hafife almamak lazım, bazen okura olanak sunmak lazım, ben kendime sunuyorsam okura da sunmalıyım o lezzeti.
Yusuf Çotuksöken ile Söyleşi – Ege G. Burçak Sayfa:99
Bu kitap, ölçünlü Türkiye Türkçesinde (yazı dili) kullanılan ekleri içermektedir.
“Şairin Zihin Tarihi / Hilmi Yavuz" – Nihan Kaya Sayfa:100
Hilmi Yavuz şairin dile getirme ile yaşantı arasında durduğunu, şiirin duyuş’u (yaşantı’yı) deyiş’e dönüştürme sanatı olduğunu söylüyor. Yavuz’a göre, dilden bağımsız bir gerçeklik de söz konusu değil.
“Flanör Düşünce / Derl.: Hüseyin Köse" – Hasan Aksakal Sayfa:102
Flanör yaşamsalcı-varoluşçu bir entelektüel çizgiden gelmektedir. Başkalarınca kurulmuş ve kurallarla çerçevelenmiş bir düzen onun kabul edebildiği bir yaşam biçimi olmadığı içindir ki, flanör toplum nazarında ayrıksı ve tuhaf karşılanacak bir karakterdir. Flanör olmak, dolayısıyla kinik bir yaşantı sürmek, Antik Yunan’da filozof olmanın alışıldık vasıflarından biriyken bugün avarelik olarak görülmekte ve güvenlik toplumu için “ne amaçladığı meçhul bir tehdit” anlamına gelmektedir.
“Aşık Kemiği / Albertine Sarrazin" – Hande Koçak Sayfa:104
Türkçeye Aşık Kemiği olarak çevrilen ilk romanında, kırık bir aşık kemiğinin dilini konuşuyor Sarrazin. Kemiğin kırıklığı, geleceksizliği, acısı tüm romanı baştan başa bazen yükselen bazen ise alçalan bir paralel metin olarak kat ediyor tüm romanı. Kimi zaman bir kara delik gibi tüm yoksunlukları, esareti, ümitsizliği içine çekerek görünmez olurken, kimi zaman da kanıksanmış acılı bir gerçeklik olarak Sarrazin’in kendisi ile dünya arasındaki yırtılmanın bir tanığı biçiminde beliriyor.
“Bir Ömür Yetmiyor / Aydın Boysan" – Hasan Akarsu Sayfa:105
Aydın Boysan, sanat üzerine yazdığı denemelerinde, kitabın değerine, kitabın insanlığın ve uygarlığın yaratıcısı olduğuna değiniyor. “Kitap, uğurlu yol” onun için. Okul kitaplarına devlet yardımı yapılmasını sakıncalı buluyor. 21. yüzyılda, demokrasilerin yıprandığını ve onarılması, yenilenmesi gerektiğini savunuyor.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:106
Nâzım’ın Bursa Yılları, “tanıklar, fotoğraflar, bilinmeyenler”i içeriyor (Evrensel Basım, 3. basım, 2012). Güney Özkılınç, Bursa’nın köylerini karış karış dolaşıp Nâzım’la hapis yatanların bir envanterini çıkarmış. Nâzım Hikmet’in şiirlerinde geçen isimlerin, yerlerin izini sürmüş. Ortaya anılar, fotoğraflar, tablolar... çıkmış. “Bu kitapta, Nâzım Hikmet’le tanıştıktan sonraki yıllarda büyük işler başaranların yüzleriyle karşılaş”tım. “Bu kitapta, Nâzım ve yakınlarının Bursa’da kaldıkları mekânlarla karşılaş”tım. “Bu kitapta, Nâzım Hikmet’le Bursa’da hapis yatan insanların, onun şiirlerinde adı geçen Bursalıların izlerine rastla”dım. Bu kitabı günlerce elimden bırakamadım.
Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:108
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:110
EYLÜL 2012 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI