Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

TEMMUZ 2012

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
2012 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Sayfa:3
Dergimizin yayına başladığı 1933 yılından bugüne kadar özenle sürdürdüğü ‘edebiyatımıza yeni değerler kazandırma’ çabası, 79. yılımızda da edebiyatseverleri yeni imzalarla buluşturuyor. Bu yıl şiir dalında Harun Atak’ın “Tekvin ve Hiçlik Kitabı ya da Âh” adlı dosyası ödül alırken; Gökhan Turgut, Ozan Utku Akgün, Hakan Yirik’in dosyaları ‘dikkate değer’ bulundu. Öykü dalında ise Gökçe Parlakyıldız’ın “Hasta Öyküler” adlı dosyası ödülü alırken; dikkate değer bulunan dosyalar Orçun Ünal, Ali İpek ve Tunç Kurt imzalarını taşıyordu. Temmuz sayımızda, ödül alan ve dikkate değer bulunan imzaların söyleşi, şiir ve öykülerine yer veriyoruz.
Harun Atak ile Söyleşi Sayfa:4
Şiir, kendime ulaşmak için çıktığım yolda, beni büyüttü.
Şiirler – Harun Atak Sayfa:7
Gökçe Parlakyıldız ile Söyleşi Sayfa:8
Yazı, hayatımın hep yakınında oldu ama merkezine almak için beklemem gerekti.
Şiirler – Ozan Utku Akgün Sayfa:10
Aybastı Efsanesi (Öykü) – Gökçe Parlakyıldız Sayfa:11
Çok (Şiir) – Gökhan Turgut Sayfa:13
Mabab Avleh İdriteg (Öykü) – Tunç Kurt Sayfa:14
Öykü Satıcısı (Öykü) – Orçun Ünal Sayfa:17
Lunapark Yarası (Şiir) – Hakan Yirik Sayfa:20
Geçen Günkü Kadın (Öykü) – Ali İpek Sayfa:21
Yaz, Akdeniz Demektir... – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:24
Tanpınar bir kere yüzdü mü hayatında, bilmem, ben, lacivert, dibine inip gözünüzü açtığınızda yukarından gelen ışık hüzmelerinin renk çubuklarına döndüğü Akdeniz sularını istiyorum. Büyük güneşi, büyük tarlaları, büyük ıssızlıkları ve büyük canlılığı. Nemi, tuzu ve ılıklığı... Yaz Akdeniz demektir.
Şiirler – Mehmet Aycı Sayfa:32
Mersiye – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:35
Fatih Sultan Mehmed’in “ferman”ına uyarak “devletin bekası için oğlun öldürülmesi gerekir” anlayışı uyarınca nice şehzade öldürülmüştür. Bunlar arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük oğlu Mustafa için 15 mersiye yazılmıştır. Şehzade Mustafa’nın Konya Ereğlisi yakınlarında öldürülmesi, Osmanlı tarihi bakımından önemlidir. Ünü sürsün diye oğlunu öldürmeye aldırmayan bir babanın ne biçim bir yüreği vardır!
Edebiyat Gündemi: Kemal Özer’in İnsanları – İ. Güven Kaya Sayfa:38
“Kemal Özer’in İnsanları” dediğimiz zaman, onun şiirlerinde erkeğiyle, kadınıyla, çocuğuyla; çalışanıyla, boşta gezeni ile, sömüreni ile, sömürüleni ile; bağlı olduğu sınıfının savaşımını vereni ile, sınıfına ihanet edeni ile… çağının tanığı olan bir yığın insanla karşı karşıya geliriz. Bu insanların pek azı mutlu, çoğunlukla mutsuz, ezilen insanlardır.
“Okuyan Şehir Sakarya”nın Bendeki Görüntüsü – Kemal Özer Sayfa:44
Çocuklarla ilgili yeniden ve yoğun olarak yazmaya 1990’ların başında dönebildim ancak. Ekonomik nedenlerle bir işte çalışma zorunluluğunu geride bırakıp yaşamımı tümüyle yazarlığa göre sürdürebilecektim. Yalnız yazarlığı değil, yazdıklarımın yayıncısı olmayı da üstlendiğim 10 yıllık bu dönemde, çocuklar için 7 kitap daha yazmış oldum. Toplamı 10’a varan kitaplarım, beni bir yandan kendi çocukluğuma götürürken, bir yandan da çocuk dünyasının o eşsiz zenginliğiyle buluşturdu.
Gülünü Solduran Bahçe Gibi – Feridun Andaç Sayfa:50
Yollarımız hiç kesişmemişti Seyhan’la. Bir dolu ortak dostumuz, arkadaşımız olmasına karşın. Ara ara ortak mail gruplarından gelen iletilerini okur, öfkeli bulurdu onu. Severdim şiirlerindeki içli, gizemli, sûfice duruşunu. Yağmur Taşı (2004), Vâridik, Yoğidik (2006) gratı ağır şiir kitaplarımın arasında kendilerine yer açmıştı bile.
Şiir Tatil Yapmaz! – Haydar Ergülen Sayfa:56
Üniversitede iki şiir dersi veriyorum, ilk dönem ‘İkinci Yeni’den Günümüze Türk Şiiri’, ikinci dönem ‘Şairin Yaşamı’ dersleri, her ikisi de seçmeli dersler, belli bir sayıda öğrenci seçerse, ders açılıyor. Ve bu öğrenciler her bölümden, her sınıftan öğrenciler oluyor. Yani Türk Dili ve Edebiyatı öğrencileri değil, işletmeden iletişime, hukuktan mühendisliklere, matematikten psikolojiye her bölümden öğrenci. Hal böyle olunca ödevlerin niteliği de birbirinden hayli farklı oluyor.
Şiirde Özne Algısı ve Özneyi Anlamlandırma – Veysel Çolak Sayfa:65
Her şiir, nasıl yazılmış olursa olsun, bir insan getirmiş olur, bir insanı açığa çıkartır. O insanın çevresiyle olan kaçınılmaz ilişkileri içerisinde belirmesi, okuyucuya bir anlam yelpazesi sunar. Önemli olan, idealizme düşmeden, yaşamla örtüşen anlamlara ulaşabilmektir, ancak o zaman şiirlerin yazılış amaçlarıyla buluşulabilir.
Uydurma Bir Kavram: “Metinlerarasılık” – Tahir Abacı Sayfa:69
Yapısalcılık ve göstergebilim, o kadar iç içedir ki, akımın teorisyenleri bile sık sık birini ötekinin yerine kullanır dururlar. Örneğin “yapısal açıdan” ifadesi ile “göstergebilimsel açıdan” ifadesi arasında bir fark yoktur ve biri ötekinin yerine sıklıkla kullanılır. Ancak birinin “izm”, ötekinin “loji” eki almış olması göz ardı edilir. Basit mantık kuralınca, madem ki aralarında bir özdeşlik var, ya ikisinin de felsefe, dünya görüşü, ideoloji, her neyse... olması gerekir ya da ikisinin de bilim sayılması gerekir.
Utanç Ağıtı (Şiir) – İsmail Uyaroğlu Sayfa:72
Numerik (Sayısal) Estetik ve Metin Çözümlemeleri – Yüksel Pazarkaya Sayfa:73
Göstergebilim ve iletişim kuramını uygulama yönteminde yalnızca birkaç başlangıç adımı göstermekle yetinelim. Sanatın bir estetik gerçeklik olarak özdeğerine yönelik bu yöntem, özdeksel öğelerin, yapıtaşlarının ölçülebilirliği yoluyla estetik gerçekliğin fizik gerçeklikten yola çıktığını, yani her sanat dalının kullandığı maddesel parçacıkları eleyip seçme ve kurgulama, yapılandırma adımlarıyla fiziksel gerçekliğe müdahalenin, onu işlemenin sonucunda ortaya çıktığını görüyoruz. Estetik ileti, bu müdahalenin ve fiziksel gerçekliğin işlenmesiyle sağlanan olasıdışı farklılaşmanın bir işlevi oluyor.
Foça Mektubu “Sirenler’in Yalancısı” – Ahmet Önel Sayfa:78
Ne ki, Foça büyük bir kent değil; bir balıkçı kasabası! Bu tanımlamayı bile iki düzlemde değerlendirmek olası aslında. Yılların çabası, gerek yönetimin gerekse yöredeki esnafın baskısıyla Foça’nın bir küçük kasaba olarak kalmasına karşı durmuş sanki. Günün baskın ve geçerli ölçütlerinden paranın öncelikle insanı, onun aracılığıyla da mekânı bozma gayretinin hazin sonuçlarıyla karşı karşıyayız bugün. Yöreye daha çok sayıda turistin gelmesiyle, daha büyük ekonominin dönmesiyle ilgili beklenti yaşadığımız çağın dayatmalarından yalnızca biri.
Müslüman Türk “Hamamcı Ülfet” ile Hıristiyan Rum Güzeli Eleni – A. Didem Uslu Sayfa:80
İstanbullu bir yazar olan Ahmet Rasim, eserlerinde İstanbul’un her yönünü ve her türlü mekanını anlatmış, imparatorluk başkentinin gidilmedik ve anılmadık bir yerini bırakmamıştır. Kadın konusunu doğrudan ve yalnızca kadın karakterlerle ele aldığı için Ahmet Rasim, hem feminist bir yazardır, hem de mekan yazarıdır. Romanlarında Müslim ve gayrimüslim İstanbul halklarının yaşantılarını çeşitli mekanlarla capcanlı çizmiş, kadın durumlarına özellikle önemli bir yer ayırmıştır.
Yazınsal Açıdan “Radyonun İçindekiler” – Mehmet Yalçın Sayfa:84
Oyunların okunabilirliğini sağlayan; oyun için zorunlu olmayan, ama söyleşim dizgesine ustaca yedirilebilen anlatım yordamlarının duraksatıcı değil, sürükleyici etkisi de olabilir. Bu açıdan “Radyonun İçindekiler”e, tiyatro dışı bir dizi özel anlatım yordamlarıyla, oldukça sıcak bir okumalık (legenda) niteliği kazandırılmış görünüyor.
Perde Arkasındaki Perde Arkası: Lawrence Durrell – Melike Belkıs Aydın Sayfa:88
Kurgu içinde kurgu bir matruşka önerisidir. Her biri başka bir öncele işaret eder. “İskenderiye Dörtlüsü”nün yazarları Pursewarden ile Darley de metnin içindeki başka metinleri var ederler. İskenderiye Dörtlüsü’nün ne kadarı Durrell’in “İskenderiye Dörtlüsü”, ne kadarı Pursewarden’ın “Tanrı Bir Gülmece Ustasıdır”ı, ne kadarı Darley’in yarım kalmış roman girişimidir? Yazar eşzamanlı başka bir yazarın varlığıyla metnin sorumluluğunu üzerinden atarak kurgusal bir doğallaştırmaya girişir.
Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:92
Kadın yazar / kadın yazarlar vurgusu son yıllarda o kadar çok yapıldı ki, neredeyse hemen her yazarın adının başına kadın mı, erkek mi olduğunu da yazmamız gerekecek. O günlerin yakın olduğunu Cumhuriyet Kitap ekinde, M. Sadık Aslankara’nın “Kitaplar Adası”nın (7.06.2012) başlığını görünce fark ettim: “İlk öykü kitaplarıyla erkek yazarlar”.
Varlık Kitaplığı Sayfa:95
Sennur Sezer ile Söyleşi – Gülce Başer Sayfa:95
Dünyada güzel ne varsa, üstünde “masalı yanlış başlamışlar”ın el izleri var.
“Osmanlılar 1 - Trakya Güneşi” / Murat Tuncel – İlker Balkan Sayfa:97
“Trakya Güneşi”, Osmanlı Devleti’nin devlet olma yolunda hızlı adımlarla ilerlediği, kurnazlıkla fetihler yaptığı bir dönemi gözler önüne sermektedir.
“Onlardan Biri” / Zoran Drvenkar – Suzan Geridönmez Sayfa:98
Gençlik edebiyatının birçok kült romanı aslında genç roman olarak kaleme alınmadı. Onları genç kılan yazarın gençlik jargonunu taklit etmesi, gençliğin sorunlarına tercüman olmaya çalışması, bu kesimi kollaması ya da kendini onlara beğendirme çabası değil. Oyunu kurallarına göre oynamak gençlik edebiyatı söz konusu olduğunda genellikle ters tepiyor. Çünkü ne gençler kural seviyor, ne de belli bir okur tipine göre tasarlanmış, projelendirilmiş kitaplar genç kesimin edebiyatta aradığı samimiyeti sunabiliyor.
Behçet Çelik ile Söyleşi – Nalan Barbarosoğlu Sayfa:100
Şehrin günümüz edebiyatında salt bir mekân olmaktan çıkıp daha temel bir sorunsal ya da roman kişilerinin bütünleyici parçası halini aldığını düşünüyorum. Şehrin değişen havası bize zamanın ruhunu da duyuruyor.
Burcu Aktaş ile Söyleşi – Beşir Erdem Gönüllü Sayfa:103
Çocuk romanı yazmak herhangi bir türü yazmaktan farklı değil. Çocuk bir karakter yaratmak ile başka bir romanının karakterini yaratmak arasında da bir fark yok. İkisi de karakter yaratmak sonuçta. Yazmanın kendisi sancılı bir süreç elbette...
“Marx ve Weber’de Doğu Toplumları” / Lütfi Sunar – Hayri K. Yetik Sayfa:105
Lütfi Sunar’ın “Marx ve Weber’de Doğu Toplumları”, adı geçen düşünürlerin de onsuz yapamadıkları Doğu ve Batı’ya dair tartışmalar bağlamına müdahil olabilecek bir çalışma.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:107
Almanya’da doğmuş Emel Nişlioğlu. İzmir’de, Avukat. Türkiye-Almanya arasındaki köprüden (belki de) geçenlerden. (Neresi anavatan, neresi ekmeğin kazanıldığı, alın terinin aktığı ülke?) Şiirle dünyaya bakanlardan bir gurbetçi kızı, Güzdeyiş’in (Yasakmeyve, Ekim 2011) şairi. Biçime yaslanıp giden şiirlerin içerikle dayanışmasının iyi örneklerini tanımak için (görmeli) okumalı bu kitabı. “güneşe baktığın değil dokunduğun kadarsın/ suyu içtiğin değil sunduğun kadarsın”. Bir parçalanmışlık hemen kendini belli ediyor şiirlerde: “sessizden ibaret hecem ‘gel’e hasret/ beklemişliğim–”.
Şimdi Haberler – Gülce Başer Sayfa:110
TEMMUZ 2012 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI