Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

OCAK 2011

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
Üst Başlık Suç, Alt Başlık Ceza: Edebiyatın Adaleti – Altay Ömer Erdoğan Sayfa:4
Suçu anlatan edebi yapıtlar, suçun kimi çok yalın, kimi çetrefil toplumsal ilişkiler yumağı dolayısıyla, derin kişilik çözümlemelerinin yanı sıra derin toplum çözümlemelerine de girişirler. Suç, toplumu anlamada ve anlamlandırmada aracılık rolü oynar. Edebiyat kendini asla, genelde hukukun, özelde mahkemenin yerine koymaz. Öte yandan suç işlemeyi meşrulaştıran bir eğilimin peşinde de sürüklenmez. O yalnızca, temsil biçiminin bir parçası olarak suçun öznesi ile edebiyatın kendi adaleti, öte yandan anlatıcı ile kahraman (kimi yapıtlar için anti-kahraman) arasında keskin bir bıçak gibi durur.
Kim Suçlu? – Figen Abacı Sayfa:9
Edebiyat eserlerinin, özellikle de öykü ve romanın, ruhsal gelişim sürecinde kişiyi suç davranışına iten nedenlere, suç davranışının kökensel dürtüsü saldırganlık ya da dönüşmüş şekliyle şiddet görünümlerine her zaman değilse de çoğu kez ilgisi vardır. Bir Türk yazarı, Kemal Tahir, bunu veciz biçimde söylemiştir: “Roman drama düşmüş kişiyi anlatır.” Yazarın altını çizdiği dram, çoğu kez kişinin etkin ya da edilgin biçimde suçun da öznesi olması anlamına gelir.
Edebiyat ve Suç – Öykü Didem Aydın Sayfa:11
Suç insana ‘kim’ olduğunu anlatabilir mi? Suç olgusunun fail tarafında, mağdur tarafında, hatta tanık, savcı ve yargıç tarafında bulunanlar insan gerçeğinin hangi yönlerine dair fikir verirler? Fail, içimizdeki ‘kötü’lüğün, bozulmuşluğun ‘dekadans’ın bir anlatısı olabilir mi?
Emile Zola’nın “Thérèse Raquin” Romanında Suç ve Ceza – Hülya Soyşekerci Sayfa:18
“Nana” ve “Thérèse Raquin” romanlarında kadın ve suç kavramlarına cinsiyetçi bir tutumla yaklaşıldığı görülür. Nana ve Thérèse, her ikisi de, pek çok romanın “kötü kadın”ı gibi, görünürde normal ve topluma uygun davranışlar sergileyen, çevreleri tarafından benimsenen kişilerdir. Bunun ardında işledikleri suçlar vardır, dış görünümleri suçlarını gizler.
Suç ve Edebiyat İlişkisi Bağlamında Nesne ya da Özne Olarak Kadının Temsili – Asuman Susam Sayfa:26
Bugün kadınlara ait belli suç kategorilerinden söz edilmektedir. Bu suç kategorilerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin nedeni ve sonucu olduğu görmezden gelinmemelidir. Kadınların kurban oldukları ev içi şiddet, cinsel taciz, cinsel saldırı ve tecavüz suçları erkeklerin toplumsal ve fiziksel güçlerini kullandıkları suç türleridir. Ve ne yazık ki bu suçlar türlü nedenlerle uzun zaman ceza sistemleri tarafından göz ardı edilmiş, görmezden gelinmiştir. Kurbanlar da çeşitli baskı biçimleri nedeniyle uğradıkları mağduriyetin hesabını sormamayı, görünmez olmayı tercih etmiştir.
Şehirde Şair Yok (Şiir) – Tahir Abacı Sayfa:32
‘Bütün Yazların Güneşleri...’ – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:34
Dünyada bir sosyalist bloğun, nirengi noktasının olması, sosyalist bir rejimin mevcudiyeti hem de hayati derecede önemliydi. Onun çöktüğü günden sonra dünyanın aldığı hal ortadadır. Ama o rejimin devam etmesini mümkün kılan şartları mutlaka değişmeliydi. O derecede içedönük bir yapının 1990’ların başında bir anlamı yoktu. Gorbaçov bile bütün o perestroyka iddiasına rağmen sistemi dönüştüremiyordu. Bugünse Putin’in damgasını taşıyan rejimin ne ifade ettiği apaçık. Putin yeryüzündeki yeni çarlardan birisi, birincisi. Dünyanın en zengin liderlerinden birisi ve Rus mafyasıyla doğrudan bir ilişki içinde.
Eleştirinin Bir “Vargel”i – Mehmet Rifat Sayfa:40
Böylece yazarın yaşamının, tutkularının, alışkanlıklarının ve hastalıklarının tanınmasının yapıtını aydınlattığına olan kesin inanç hiç kaybolmadı. Buna bağlı olarak ya da bu görüşün doğal bir karşılığı olarak da bu kez yapıtın bazı özelliklerinin yazardaki bazı olası rahatsızlıklara, hastalıklara bağlanabileceği görüşü ilke olarak ortaya kondu. Demek ki eleştirel süreçte, Yazardan Yapıta götürdüğüne inanılan yol, bu kez Yapıttan Yazara götürdüğüne inanılan yolun izlenmesine dönüştü: Varılan yerden şimdi geri dönülüyordu. O zaman da tartışmaya yol açabilecek değerlendirmeler çıktı ortaya.
“Lehistan Mektubu”nda Polonyalı Devrimciler – Devrim Dirlikyapan Sayfa:44
Nâzım Hikmet’in Polonya ile olan ilişkisini en açık şekilde ortaya koyan şiir, “Lehistan Mektubu”dur. “Sevgilim, gonca gülüm,/ başladı Lehistan ovasında yolculuğum” dizeleriyle başlayan “Lehistan Mektubu”, 1954 tarihlidir; yani Nâzım’ın Türkiye’den ayrılışından üç yıl sonra yazılmıştır.
Kendini Duymak (Şiir) – Cengiz Bektaş Sayfa:48
Üç Özen (Öykü) – Deniz Özbeyli Sayfa:50
Kalbimi Uzatıyorum (Şiir) – Halim Yazıcı Sayfa:52
İzmir’de “Kırk Karanlığı” – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:53
Sırtında güğümü demirhindi satan bir adam. Hisarönünde tablasında “boyoz” denen bir çörek, fırında yumurta satan tombul bir Yahudi madam. Belki de babasının dövdüğü kavun çekirdeklerinden elde edilen, “sübye” denen, sütümsü bir içecek satan yeniyetme bir çocuk… Bunlar hep İzmir’e özgü görüntülerdir.
Yarık (Şiir) – Mehmet Mümtaz Tuzcu Sayfa:56
Memduh Şevket Esendal – Remzi İnanç Sayfa:57
M. Ş. Esendal’ın sanat yolunda acelesi yoktu. Hiç göze çarpmadan, kendisi de bunu isteyip aramadan, 1946 yılına kadar bir yeraltı suyu gibi aktı geldi. Genç sanatçı çevrelerinde hayranlık uyandıran kişiliği ve eserleriyle geniş ölçüde etkiler yaptı. Hayatının ancak dokuz yılını verimli denebilecek ölçüde sanatına verebildi.
Şiir de Gezer Coğrafya da... – Haydar Ergülen Sayfa:62
Yazarlar, şairler bir yeri, bir coğrafyayı tanıyarak, taşıyarak değil yalnızca, ondan da önce yazarak var edebilir. Alberto Manguel’in “Hayali Yerler Sözlüğü” aslında gerçek yerler sözlüğü sayılır. Yazmak her zaman yok etmek, silmek değildir, bazen coğrafya söz konusu olduğunda, yazarak var etmekten de söz edebiliriz.
Kültür Gündemi: Her Yönüyle Wikileaks – Süreyyya Evren Sayfa:68
Türkiye’de son dönemlerde çok sayıda ‘sızıntı’ haber ve video dolaşıyor. Ama bunlar hiç de Wikileaks mantığında gelişmiyor. Bunlara Türkileaks diyecek olursak, Türkiye’nin veri sızıntıları pratiğini işaret etmek üzere, zihnimiz Türkileaks mantığıyla öylesine örülü ki, Wikileaks’i de önce o açıdan görüyoruz. Bizim bildiğimiz şu: herkes, her konuşma, her görüşme, her yazışma yukarıdan denetlenmektedir, dosyalanmaktadır, çeşitli merkezî güç odakları tarafından klasörlenmektedir. Bu güç odakları birbirlerine dair gizli belgeleri de biriktirir ve uygun anda uygun komplolarla ortaya çıkarmak için saklarlar, sonra da kendi seçtikleri, hatta yarattıkları medyalar aracılığıyla işleme koyarlar. Bilgi sızması Türkileaks dünyasında bir şeffaflaşma değildir. Aksine yeni belirsizlikler, yeni örtük güç ilişkileri, yeni iktidar oyunları tarafından üretilir yeni sızıntılar.
Wikileaks, Diplomasinin 11 Eylül’ü mü? – Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Sabit K.Bayıldıran, İskender Pala, Sina Akyol, A. Adnan Azar, Roni Margulies, Enis Akın, Sezer Ateş Ayvaz, Müge İplikçi Sayfa:72
İsveç merkezli bir organizasyon olan Wikileaks, 29 Kasım 2010 tarihinde internet ortamında yayınlamaya başladığı gizli belgelerle uluslararası kamuoyunun gündemine yerleşti. 251.287 belgenin ilk etapta küçük bir bölümünün yayınlaması bile büyük tartışmalara neden oldu. Ülkemiz politikacı ve bürokratlarının da adının geçtiği bu belgelerin yayımlanmasını ve içerdiği bilgileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Düşünce Temrinleri VI – Sabit Kemal Bayıldıran Sayfa:75
Dilin gelişmesinde, zenginleşmesinde elbette şairlere hem iş düşer hem sorumluluk. Şairler sözcüklerin efendileri oldukları için, onları eğip bükerler, yorumlarlar, yeni anlamlar eklerler onlara, kısacası sözcükleri eğip bükerken, yeniden üretirken dili de zenginleştirmiş olurlar.
İki Şiir... Bir Sunu (Şiir) – Sina Akyol Sayfa:78
Nermi Uygur’u Hatırlamak – Mustafa Günay Sayfa:79
Kendine özgü bir kültür felsefesini işleyen, her yapıtında yeni ufuklar arayan Uygur’un felsefi söyleminde, yaşama bağlamında insanın çeşitli durumları, sorunları ve kültür ortamının yol açtığı problemler ve bunalımlar büyük bir yer tutar. “Bunalımdan Yaşama Kültürü” çıkarmanın da ustasıdır Uygur.
Halil İbrahim Bahar ya da Edebiyat Tarihimizin Bir Bölümü Üzerine – Günel Altıntaş Sayfa:81
Halil İbrahim Bahar şiirlerini daktiloda yazardı. Dolayısıyla, sözcüklerle hamur gibi oynamazdı. Gerçeküstücülüğün otomatik yazı tarzını andırır bir şekilde yazıyordu. Şiir bittikten sonra daktilodan çıkardığı kâğıdı okur, beğenmezse, yırtar atardı. Bu yazış kolaylığı yüzünden günde birkaç şiir yazdığı da olurdu. Bazen önüme 3-4 şiirini koyar, “Hangisini yayımlayayım?” diye sorardı. Söz de dinler, “koy” dediğim şiiri yayımlardı. Çünkü, onun için şiirlerinin hepsi aynı değerdeydi.
Çeviri Kitaplar - Kitaplarda Çeviri – Tozan Alkan Sayfa:83
Özellikle şiir çevirisinde, bazı şiirlerin asıllarından iyi olduğu söylenir. Kimilerine göre bunlar, aslını yansıtmadıkları için “başarılı” çeviriler değildir. “Başarılı” olup olmadıkları tartışmasını bir yana bırakacak olursak, itiraf etmeliyim ki, Can Yücel’in 66. Sone (Shakespeare) çevirisini, Melih Cevdet Anday’ın Annabel Lee (Edgar Allan Poe) çevirisini, Sabahattin Eyuboğlu ve Necati Cumalı’nın Marızıbill (Apollinaire) çevirisini, Orhan Veli’nin Çirozname (Charles Cros) çevirisini asıllarından güzel bulurum.
Çıkan Ay (Şiir) – Federico Garcia Lorca Sayfa:85
Ay Nefes (Şiir) – Haydar Ergülen Sayfa:85
Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:86
Her şeyi parayla pulla hesap eden insanlardan olsak, gün gelip de kolilerle veriverdiğimiz eski dergilerle, kitaplarla, gazeteler ve öteki yayınlarla neler neler edinebileceğimizi biz de hesaplardık. En zor koşullarda, olanaksızlıklara karşın okumak için küçük gelirlerimizden onlara para ayırdıysak, bu, bir metres için yapılmış hovarda harcaması değil, sevgiliye adanmış bir ömrün muhasebesine ait göz kırpmadan yapılmış tutkunca bir harcamadır.
Rimbaud’larla Dörtnala – küçük İskender Sayfa:89
Türkçe Şiir dürüstlüğe muhtaçtır. Öğrenenin hafızası zayıftır, eğitim alan ise iyileşir. Telafisi zor aşklar yaşa. Tedavisi imkânsız sevişmelerle geçir ömrünü. Hayvanları sev, bitkilere güvenme. Hayvanlar sana şiir lisanıyla seslenir, bitkiler bağlıdır. Suyu hipnotize et ve suyun hafızasına, çocukluğuna in; insanlık tarihi oradadır. Toprak konuşmaz; o ölüleri saklar. Su konuşkandır, hatta gevezedir. Toza saygı duy, tuza inan.
Öykünün Coğrafyasında Kısa Bir Gezinti – Nalan Barbarosoğlu Sayfa:90
Türkçenin kültürel miras olarak devraldığı Osmanlıca içinde gelişen ve devasa bir şiir birikimini taşıyan divan edebiyatında öykünün şiirsel düzyazıdaki küçük küçük hikâyelerde boy gösterdiğini, divan şairlerinin de hikâyeler kaleme aldığını görüyoruz.
Ayla (Öykü) – İrem Ertuğrul Sayfa:93
Gurbetçi (Şiir) – Maksut Koto Sayfa:94
Sefil Hal – Alican Aydoslu Sayfa:96
Ebruli Beyaz (Öykü) – Elif Kemaloğlu Sayfa:97
Ne Yuvarlak Su Güzellik Karınları (Şiir) – Senem Gökel Sayfa:100
VARLIK KİTAPLIĞI Sayfa:101
“Y’ol”: Birhan Keskin – Önay Sözer Sayfa:101
Keskin’in şiirinin yapısal bir özelliği şiir metninin kendine göndermede bulunmasıdır. Kendine-göndermeyi (auto-referentiality) yazdığı yazıların başlıca yaratıcı bir ilkesi haline getirmesiyle tanınan bir yazar Gertrude Stein’dır (1874-1946). Stein’a göre kendine-gönderme yazılı metnin karşımıza olmuş bitmiş bir sonuç, düpedüz bir veri olarak konulması yerine kendi yazılma sürecine göndermede bulunmasında, yazıyı yazılmasından ayrılamaz bir biçimde sunmasında ortaya çıkar. Bu ise, yazarın buluşlarına bağlı olarak çeşitli yollardan gerçekleşebilir.
Semra Topal ile Söyleşi – Melike Belkıs Aydın Sayfa:104
“Dikkat ederseniz anne sesi kültürel söylemin karşısında konumlanmıştır. Mukaddes Cildin Parçalanışı’ndaki grafitilerin de işlevi budur esasen. O grafitiler de anne sesi gibidir. Bu minvalde anne sesi de, grafitiler de eril yasayı bozmak isterler, tabii belli stratejiler eşliğinde. Annenin politikası bildiğimiz anlamda öğüt verme politikası değildir, annenin işlevi çeşitli kılıklara girerek (bu tüm insanlar için esasen zaruridir) olumlayıcı söylemin aslında nasıl da aldatmaca olduğuna işaret etmektir.”
“Çağrışımlar, Tanıklıklar, Dostluklar”: Şakir Eczacıbaşı – Irmak Zileli Sayfa:106
Şakir Eczacıbaşı’nın anıları, kişisel bir öykü olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Öyle görünüyor ki Eczacıbaşı’nın kendisi de bunun farkındaymış. O yüzden olsa gerek, yazarken, kendini olabildiğince geriye çekmiş. Anıların içindeki herhangi bir figür gibi, izleyen ve kaydeden gözleriyle, tanık olduklarını aktarmış. Fotoğrafçılığını konuşturmuş, ama bir foto muhabiri gibi değil, kendi anlayışına uygun olarak, anıları “sanat yapıtına” dönüştürerek...
“Güzel Cumartesi”: Levent Karataş – Ersin Tezcan Sayfa:107
Dördüncü kitabı Levent Karataş’ın… 4. Murat ne demişti: “Bağdat’ı almaya çalışmak, Bağdat’ın kendinden daha mı güzeldi ne!” Bir şiiri yazmaya çalışmak, bitirememek… İzzet Yasar Asla Yazamayacaksın O Şiiri demişti. Oysa şairlerin yaşamları en güzel şiirleridir belki de. Levent’in bir gemisi var adı hiç harfli. Tayfaları imgeler, hedef: şiir, kaptanı kendisi. İstiyoruz bu kitabı okuduğumuzda kara hiç görünmesin.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:108
Kargacık İşleyiş. Necmi Zekâ’nın yeni şiir kitabı. “Şiir”ler ve “Diğer Şeyler”den oluşuyor. Kargacık burgacık gibi duran şiirler ve düzyazı şiirler (denemeler!). Kitabın ilk şiiri “butlan” şairin kendi oto-portesi mi acaba? Necmi Zekâ “rıza gösteren değil”, tersine “zilletlerden bir iksir” miş: “hiçbir işi boşlamaz”mış; “sonlama elamanı/ illüstratif kardiyo”ymuş; “okşaya okşaya birini kızdı”rırmış; “eregörmek kadar hırçın” mış; “oynayan kaş göz”müş; “kendinde ve kendini okşamada/ uçkur”muş; “tasdik dilini öğrenmiş” kendisi. Ona “ihtiyaç var mı”, “olmaz mı”. Necmi Zekâ şiiri zor, sıkı, kapalı şiir mi? Hayata ayrıksı yaklaştığı ortada. Farklı bakışlar geliştirdiği de.
Yeni Yayınlar – Reyhan Koçyiğit Sayfa:110
OCAK 2011 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI