Varlık Yayınevi
     
 
  Blog
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 12 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

NİSAN 2009

Çizgi-yorum – Semih Poroy Sayfa:2
Modern Türk Edebiyatında Değişen Kadın ve Gündelik Hayat Sayfa:3
Kapitalist dönem sonrası daha da belirginleşmeye başlayan ve Henri Lefebvre’in deyimiyle doğanın döngüleriyle belirlenen gündelik hayat dinamikleri artık hâkim üretim tarzı olan kapitalizmin etkisiyle doğrusal bir boyut kazanır. Burada kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, serbest piyasa ekonomisinin özendirilmesi gibi belirleyicilerle, 1980 sonrasında gündelik hayatta değişim hızının da arttığı görülür. Söz konusu süreçte kadının gündelik hayattaki rolü de yadsınamaz bir değişikliğe uğramıştır. Türk modernleşmesini kadının toplumsal hayatta değişen rolü ve konumu üzerinden okumak, bu süreci anlayabilmek için önemli olacaktır. Dolayısıyla, Tanzimat’tan günümüze kadın romancıların romanlarında gündelik hayatın dönüşümünü ele almak gereklidir. Dosyamızda yer alan yazılarda öncelikle, Tanzimat döneminde kadının gündelik hayat içindeki konumunu belirleyebilmek için Fatma Aliye Hanım’ın romanları üzerinde duruluyor; Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Halide Edip Adıvar; 30’lar ve 40’larda Suat Derviş ve Muazzez Tahsin Berkant; darbe dönemleri için Adalet Ağaoğlu ve Tezer Özlü; 80’lerden günümüze ise, Latife Tekin’in romanlarındaki kadının değişen rolü sorgulanıyor.
Fatma Aliye ve Halide Edib Adıvar’ın Romanlarında “Gündelik Hayat”ın İzleri – Hülya Bulut Sayfa:4
Fatma Aliye ve Halide Edib Adıvar’ın romanlarında gündelik hayatın ritmi bağlamındaki değişim genel olarak incelendiğinde gündelik hayattaki zaman algısının iki yazarın eserlerinde farklılaştığı görülür. Örneğin Fatma Aliye’nin romanlarında zaman, daha çok doğal sınırlar içinde beliren (sabah, öğle, akşam gibi) kavramı ifade eder. Oysa Halide Edib Adıvar’la birlikte romanların içine bir zaman algısının da girdiği tespit edilir.
Suat Derviş ve M. Tahsin Berkant’ın Romanlarında Kadın Figürü – Esra Dicle Sayfa:9
Erkek yazar, yaşamını yazmanın veya yaşamını yazma formunda eserler yazmanın toplumsal bir görev olduğunu ve kendisinin de hâkim söylemin tarihine katkıda bulunduğunu sanabilir. Fakat kadın yazarın özyaşamöyküsel anlatısı farklılık ve ötekilik içinde konumlandırılır, başkalık ve değişmeyi vurgular. Muazez Tahsin’in eserlerini bu görüşe yakın konumlandırmak mümkün değil. Berktay kadını, tam da erkek egemen Cumhuriyet söylemi tarafından şekillendirilmiş, görevlendirilmiş, kadını, bu söyleme olan uygunluğuyla, bu söylemi içselleştirişiyle yeniden tanımlar.
Tezeller ve Tezerler/ Adalet Ağaoğlu ve Tezer Özlü’de Nihilist Kadınlar – Kabil Demirkıran Sayfa:15
Taşra kentlerinin melankolisiyle olgunlaşmışlardır Tezer Özlü’nün karakterleri. Alışılmış, ezberlenmiş her türlü bilgiye karşı, adım adım bir muhalifleşme sürecinde sürüklenirler. Simav’da kasabaya giren yolun hemen başında yer alan mezarlık, intihar ve ölüm temalarının taşıyıcısı olarak girer Tezer Özlü’nün öykülerine… Adalet Ağaoğlu’nun Tezel’i de intiharı bir seçenek olarak tutar masada; hep içkiyle uyuşturulmayı tercih etse de… İnandıkları bir gelecek olmadığı için Tezel de, kaleminin pimini çekerek paramparça vaziyette öykülerine dağılmış Tezer de, iç zaman boyutunda yaşarlar. İç zaman, geçmişin bir türlü tüketilemeyen, her an yeniden üretilebilecek, bellekte saklı öykülerinden oluşur.
80’lerde Kadın Olmak – Özge Soylu-Bozdağ Sayfa:19
Latife Tekin’in romanlarındaki kadın karakterlerin ve onların cinsel ve politik kimliklerini tartıştığımız bu yazıda kadın karakterler kadın olma, kadın olmanın, toplumun ona biçtiği rolleri sorgulamaktadırlar. 80’lerin cinselliğin özel alandan kamusal alana çıkarak konuşulabildiği, politikaya kadınların daha çok katılımının gerçekleştiği bir dönem olarak değerlendirildiğini göz önünde bulundurursak Latife Tekin’in kadın kahramanlarının gündelik hayatın her alanında ona dayatılan roller ve kalıplara karşı durup sorgulamaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.
Sırtlan Gülümsemesi (Şiir) – Metin Güven Sayfa:22
Bir Amerika/n Baharı – Hasan Bülent Kahraman Sayfa:23
Amerika demek eğlence endüstrisinin hâkimiyeti demektir. O dünya insanlara başka bir dünyada, bir hayal dünyasında, gündelik hayatta içine girmeyecekleri bir evrende yaşadıklarını hissettirir. Eğlenmek budur, o meyanda sinema budur, edebiyat budur, müzikal budur, korku filmi budur. Söz konusu hayal atmosferi ancak aşırılıkla ve süslemeyle yaratılabilir. Bunlar kiçin ana nitelikleridir.
Geçmiş Bir Yaza Gazel (Şiir) – Ahmet Necdet Sayfa:29
Selim İleri: Yalnızlıkların ve “Dostlukların Son Günü” – Tamer Kütükçü Sayfa:30
Selim İleri’nin “Dostlukların Son Günü” öyküsü, sonu belirsiz bir dostlukla uzlaşımsız bir yalnızlığın arasına sıkışan mutsuzluğun hikâyesidir. Belki bu yüzden öyküsüne (varsayılan) yazar - anlatıcı - anlatı kişileri - muhatap - okur arasındaki sınırları tümüyle ortadan kaldıran o cümle ile başlar yazar.
Arbede (Öykü) – Ümran Kartal Sayfa:34
Ölüm Neyimize (Şiir) – Osman Serhat Sayfa:37
Gülten Akın Diye Bir “Ozanana” – Mustafa Şerif Onaran Sayfa:38
İsmail Uyaroğlu “Ozanana” demişti ona. Şiirini geliştirirken beş çocuk büyüttü. Yazdığı çağdaş ilahilerle, destanlarla yaşamanın acılarına direndi. Zaman dediğimiz o anlamsız akışın içinde yitip gitmeyeceksek, şiirin gücüyle sınanmamız gerekecek. Gülten Akın, eşinin yanında Anadolu’yu dolaşırken biraz da bu anlayışla şiirin izini sürdü.
Cevat Çapan: “Kötü Günlerin İyimserliği” – Orhan Koçak Sayfa:41
Çapan’ın en etkili şiirlerinde, bir tür sessiz “vınlamayı” andıran bir gerilim hissedilir: yollar boyunca direkler üzerinde yükselip alçalarak uzayıp giden eski telgraf/telefon/elektrik kablolarından geçtiğini varsaydığımız bir gerilim. Bu izlenime neyin yol açmış olabileceğini düşündüğümüzde, Çapan’ın şiirindeki iç mesafeyle karşılaşıyoruz.
“En Ünlü Roman Kişisi” – Mehmet Rifat Sayfa:43
Romana ve dolayısıyla anlatı sanatına ilişkin en ustaca eleştirel gözlemler yine romancıların kendisinden gelmiştir. Henry James, Marcel Proust, Michel Butor, Alain Robbe-Grillet ve bu arada Jean-Paul Sartre “benim” ilk aklıma gelen adlar. Romana ilişkin eleştirel bakışı ilk edindiğim kişiler, anlatıbilimcilerden önce romancılar oldu gerçekten de.
Bir Yeri Yazmak, Bir Yerde Yaşamak – Feridun Andaç Sayfa:45
Nedim Gürsel de, yolculuklarını anlatıya, günceye döken yazarlardandır. Bir yere bakma, orada (bir süreliğine de olsa) yaşama duygusu baskındır onda. Çıktığı her yolculuk onda yazma isteğini oluşturmuş, yerin tarihini/anlamını kavramaya dönük metinler yazmaya yöneltmiştir.
Fay Kırığı Üçlemesi’nden İlk Kitap: “Mehmet” – Çiğdem Ülker Sayfa:51
Mehmet Eroğlu, diğer bütün romanlarında olduğu gibi Fay Kırığı’nda da fantastik, hayali, rüyalı ögelere yer vermez. Onun bütün romanlarında kurgu; yakın tarihin olaylarının üstünde temellenir ve roman kişileri bu toplumsal koşulların sonuçlarını yaşar. Kişilerini boyutlandırırken onları gerçeğin terazisinde tartar; psikolojinin, sosyolojinin, hatta psikiyatrinin verileriyle biçimlendirir. Hiçbir olayın tek başına ortaya çıkamayacağını; her olayın yakın tarihteki bir olaylar zincirinin bir parçası olduğunu okura hissettirir.
Kediler Kadınlara Bakabilir... – Hande Öğüt Sayfa:54
Spiritüalistler de kedilerin üçüncü göze sahip olduklarına, ruhu gördüklerine ve aurayı okuyabildiklerine inanırlar. Muazzam ve sarsılmaz psişik araçlara sahip olan kediler ve kadınlar, kurnaz ve hatta bilişsellik öncesi bir hayvani bilince, dişiliği derinleştiren ve dış dünyada güvenle hareket etme yeteneğini keskinleştiren bir bilince sahiptir.
Osman Olmuş ile Söyleşi – Gülce Başer Sayfa:61
Dilin ahlakı olmaz. Hatta en ahlaksızı kendini sürekli yenileyen organik dildir.
Edebiyat Tarihine Karşı Ulus-Ötesi Edebiyatlar – Mads Rosendahl Thomsen Sayfa:66
Edebiyat alanında yeni konumlar yaratma, göçmen yazarların tarihsel olarak başarılı oldukları noktalardan biridir: İki kültürlü kişiler olan göçmen yazarlar, deneyimlerine dayanarak alana farklı bir bakış açısı getirebilirler, çünkü başka gelenekler ve kültürlere ilişkin köklü bilgilerini yeni ortama taşıyabilirler.
Modernizm İdeolojisi Bağlamında Şiirde Lirik Ben Sorunu – Ali Galip Yener Sayfa:71
Rönesans lirik şiirinin hümanizm felsefesinin özlü bir örneği olduğu söylenmiştir. Buna göre liriğin öznel ben ile uğraşması, insan duygularının çeşitli biçimlerine duyulan insancıl ilgi ile örtüşür. Rönesans’ta ortaya çıkan ve coğrafi olana duyulan ilgi, geleneksel liriğin kırsallıkla ilişkisini destekleyen bir yönelim aracılığıyla, bilimsel ve şiirsel bakış açılarının kaynaşmasını sağlayan bir imgeler bütününün üretimine yol açmıştır.
İlk Defa Yürüyünce Bir Oğul (Şiir) – Şeref Bilsel Sayfa:74
Not Defteri – Hüseyin Yurttaş Sayfa:75
Yıllardır ilgiyle, zevkle izlediğim onca karikatürcü içinde benim için ayrıcalıklı iki karikatürcü var: Kâmil Masaracı ve Semih Poroy. Zekâ kıvraklığının ve en aza indirilmiş olduğu halde çizgi zenginliğinin bu iki karikatüriste çok ayrıcalıklı bir yer sağladığına inanıyorum. Poroy her ay Varlık’ta da gözüküyor ve inanıyorum ki dergiye çok şey katıyor. Masaracı’nın “Kültür/çizik”i var. Onların çizdiklerine göz atmadan geçen gün, benim için eksiklidir.Diyorum ki: Az çizgi, öz çizgi; anlayana söz çizgi!
Rimbaud’nun Seyir Defteri – küçük İskender Sayfa:78
Plan kurmak, daima can yakar, biliyorum. Gramaj hesabı yapılmış hayatların kimseye faydası yok. Düş kurmanın enginliğinde seyir halindeki beklentilerin yol açtığı heyecanlar, hiçbir şeyle değiştirilemez. Hele hele kimsenin şiire, öyküye teslim olmaya niyeti yokken.
Üşüyen Adam (Öykü) – Ferit Narlı Sayfa:79
Azad (Şiir) – Yılmaz Bozan Sayfa:81
Kalmanın En Uzun Günü (Şiir) – Halil Güler Sayfa:83
Virüs (Şiir) – Emre Gürcan Sayfa:85
Edebiyat Komiseri – Krimonolog Dr. Kemal Şahingözlü Sayfa:86
Sayın Semih Gümüş, iki yıl önce “Beklenen yazar niçin gelmiyor” ve “Beklenen yazar kim” başlıklıklı iki yazı yazmıştı. Gümüş’ün Radikal Kitap’ın 24 Ağustos ve 7 Eylül 2007 tarihli sayılarında yayımlanan iki yazısının sunduğu olanakları değerlendirmemek olmaz. Amacım kesinlikle kritik etmek değil: Yalnızca Sayın Gümüş’ün ısrarcı bir eleştirmen olduğunu, kendine sorduğu sorulara yanıt bulmak için ne denli uğraştığını vurgulamak istiyorum. O sıralar Sayın Gümüş’ün yazıları oldukça ilgimi çekmiş, edebiyatımız için yaşamsal öneme sahip bu sorulara yanıt bulmak için uğraşmıştım. Sonuç parlak değildi; zihnime üşüşen ‘belki’li tuhaf soru ve ünlemlerin ardından düşünmekten vazgeçmiştim. Kendime sorduğum soruları ve yakınmaları şöyle sıralayabilirim: (1) Beklenen yazar belki henüz doğmadı! (2) Belki beklendiğini bilmiyor, bilse gelmez mi? (3) Belki geldi ve gitti; acaba geçmişte mi kaldı da biz mi farkına varmadık? (4) Belki zamanı değil, gelecekte gelecek! (5) Belki gelmek istemiyor!
NİSAN 2009 - KİTAP EKİ
Tepedeki Yabancı AYSEL SAĞIR 1
Atillâ Şenkon ile Söyleşi SEDAT DEMİR 4
Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı IRMAK ZİLELİ 6
Dehşetli Zamanlar Amok, Terör, Savaş MELİKE AYDIN 8
Kara Güneş CEYHAN USANMAZ 9
Atmosferik Rahatsızlıklar SANEM SİRER 10
İdea Nedir? DERYA ÖNDER 12
Tozlu Raf DENİZ DURUKAN 13
Günü Gününe Şiir Günlüğü GÜLTEKİN EMRE 14
Yeni Yayınlar REYHAN KOÇYİĞİT 16
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI